İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sinema Tarihindeki İlk Devam Filmi ve Yeniden Çevrimler

Hollywood, son yıllarda bu yeniden çevrim işinin suyunu iyice çıkardı. Eskiden böyle miydi? Ortalık orijinal film kaynardı. Sunset Boulevard’a takım elbiseyle çıkılır, yeniden çevrim yapan stüdyo patronlarına kız bile verilmezdi… Ya da siz öyle sanmaya devam edin. 

Hollywood siyahların siyah, beyazların ilk günkü gibi bembeyaz olduğu bir yer. Yani burada gri bir alan bulamazsınız. Para getiren şeyler iyi, para kaybettiren şeyler kötüdür. Bu kadar basit. Yeniden çevrimler, başlangıç hikayeleri veya devam filmlerinin para kazandırma ihtimali, orijinal senaryolara göre her zaman daha fazladır. 2019 yılında gişede en yüksek hasılat yapan üç filme bakın: Avengers: Endgame, Lion King ve Frozen II. Yani iki devam filmi ve bir yeniden çevrim.

Ama bu durum, zamanımıza özgü bir şey değil. Hollywood cephesinde 1904 yılından bu yana yeni bir şey yok.

Ben-Hur (1959, yön. William Wyler)

İnternette şöyle bir dolaşınca, en eski yeniden çevrimin Ben-Hur olduğunu bulabilirsiniz. 1959 yılında bir rekora imza atarak 11 dalda Oscar kazanan Ben-Hur, aslında 1925 yılında çekilen Ben-Hur: Mesih’in Hikayesi filminin yeniden çevrimiydi. Ki o da 1907 tarihli sessiz kısa film, Ben-Hur’un yeniden çevriminden başka bir şey değildi. 1959 versiyonu, içlerinde en başarılı olandı. O zamana kadarki en yüksek hasılatlı ikinci filmdi (İlki, Rüzgar Gibi Geçti). Ben-Hur, 2003 ve 2016’da iki kez daha yeniden çevrildi. Ama hiçbiri 1959’daki başarının yanına yaklaşamadı. Hatta 2016 versiyonu, stüdyoya 120 milyon dolar kaybettirdi.

Ben-Hur: A Tale of the Christ (1925, yön. Fred Niblo, Charles Brabin, J.J. Cohn, Christy Cabanne, B. Reeves Eason)

Kısacası, bu yeniden çevrim işini 1907’ye kadar kolaylıkla götürebiliyoruz. Ama biraz zorlayınca daha eskilerini de bulmak mümkün. Gelin, sinema tarihinin nitrat kokulu odalarında bir gezintiye çıkalım.

İlk Remake ya da Yeniden Çevrim: The Great Train Robbery

The Great Train Robbery (1904, yön. Siegmund Lubin)

Edwin S. Porter imzalı The Great Train Robbery (Büyük Tren Soygunu), 1903 yılında gösterime girdiğinde film anlatıcılığını büyük ölçüde değiştirdi. O zamana kadar görülen filmlerin aksine stüdyo dışına çıkılmış, hareketli çekim ve paralel kurgu gibi teknikler kullanılmıştı.

İlgini Çekebilir:  X-Men: Dark Phoenix İncelemesi

Klasik bir kanun kaçağı hikayesini konu aldığı için, ilk western ve ilk aksiyon filmi olarak da kabul edildiği kaynaklar var. Tabii, bu biraz tartışmaya açık. Çünkü, Edison’un 1899 yılında Cripple Creek Bar-Room Scene adında, western temalı kısa bir filmi de mevcut. Kesin olan, bugün bildiğimiz anlatı filmlerinin ilki olduğu.

Bu kadar yenilikçi bir film olunca, gişede de büyük ses getirdi. Haliyle, diğer filmcilerin paranın kokusuna gelmesi uzun sürmedi. Siegmund Lubin, filmi neredeyse kare kare kopyalayarak yeniden çekti. Hem de 1904 yılında. 

Aynı yıl, film makaralarının kopyalanmasını ve kar amaçlı yeniden satılmasını önlemek için yeni bir telif yasası yürürlüğe girmişti. Ama bu telif yasasında, fikri mülkiyetin korunması gibi bir şey yoktu. Yasa, Lubin’i teğet geçiyordu. O da filmi açıkça ve utanmazca kopyaladı, işin içine biraz daha şiddet katarak renklendirdi. 

İlk Devam Filmi: The Fall of a Nation

The Fall of a Nation (1916, yön. Thomas Dixon Jr.)

Devam filmleri, Hollywood’a tam manasıyla yer ettiği 70’ler kadar olmasa da 20. yüzyılın başlarında da rastlanabilir bir şeydi. Hollywood tarihindeki ilk devam filmi, D.W. Griffith’in ırkçı epiği The Birth of a Nation’un bıraktığı yerden devralıyordu. Thomas Dixon Jr. imzalı The Fall of a Nation, en az ilk film kadar tartışmalıydı. Thomas Dixon Jr., filmin uyarlandığı meşhur The Clansman: A Historical Romance of the Ku Klux Klan kitabının yazarıydı. The Birth of a Nation’un başarısından nemalanmak için önce romanın devamını yazdı, ardından da bu romanın filmini çekti.

The Birth of a Nation, İç Savaş ve Yeniden Yapılanma dönemlerinde iki aileyi konu alıyordu. Siyahlar, beyaz kadınların namusuna göz diken vahşiler olarak gösteriliyor ve Ku Klux Klan yüceltiliyordu. Hatta film sayesinde, duraklama dönemine girmiş Ku Klux Klan yeniden palazlandı.

İlgini Çekebilir:  Kuzey Kore’nin Godzilla Çakması Canavar Filmi Pulgasari

Film Amerikan tarihini olduğu şekliyle, yani hayli ırkçı bir şekilde yansıtıyordu. Ama yenilikçi teknikleri ve anlatı tarzıyla çığır açıcı kabul ediliyordu. (Beyaz) izleyiciler kadar, eleştirmenler arasında da çok popülerdi. Bu sayede, 1939 yılında Rüzgar Gibi Geçti tarafından geçilene kadar en yüksek gişe hasılatı elde eden film oldu. Sonuçta, Ku Klux Klan güzellemeleri uzun süre zirveden düşmedi.

The Fall of a Nation ilk filmden bir yıl sonra, yani 1916’da gösterme girdi. Bu kez, Amerika’nın Almanya tarafından yönetilen “Avrupa Konfederasyon Ordusu”nun saldırısına hazırlıksız olması konu ediliyordu. Ordu, Amerika’yı işgal ediyor, çocukları ve savaş gazilerini öldürüyordu. Ancak Amerika’yı savaş yanlısı bir Kongre üyesi kurtarıyordu. Amerikan savaş çığırtkanlığının ve paranoyasının ilk örneklerinden The Fall of a Nation, halkı galeyana getirmede ilk film kadar başarılı olamadı. Thomas Dixon Jr.’ın prodüksiyon şirketi, ilk ve tek filminin ardından iflas etti ve filmin bilinen tüm kopyaları kayboldu.

İlk Reboot: The Return of Godzilla

The Return of Godzilla (1984, yön. Koji Hashimoto)

Devam filmi ya da yeniden çevrime kıyasla, reboot’un tanımı biraz daha karmaşık. Özetle reboot, bir filmin bazı öğelerini alıyor ve bunları değişen zamana ve izleyici kitlesine yönelik şekilde tazeliyor. 

Reboot’un devam filminden farkı, önceki filmlerin devamı görevi görmemesi ve onların hikayelerini göz ardı edebilmesi. Bunun yerine, asıl hikayenin başına dönüyor ve oradan yola çıkarak başka bir hikaye anlatıyor. Bir de çoğu reboot, orijinal filmden yıllar sonra çekiliyor. Yani işin içine bu zaman aralığında gelişen film yapma teknikleri ve değişen toplumsal koşullar falan da giriyor.

Buraya kadar tamamsa, ilk reboot’a geçiyorum. Godzilla, sinema tarihinin en uzun soluklu ve popüler filmlerinden biri. Atom bombasının can verdiği, dinazor benzeri bu canavarın hikayesi defalarca ekrana geldi. Tam sayısını vermem gerekirse 35 defa. Hatta, koronavirüs salgını elverirse 20 Kasım 2020’de 36. film olan Godzilla vs. Kong’un vizyona girmesi bekleniyor. 

İlgini Çekebilir:  Fatih Akın'ın Altın Eldiven'i

Godzilla’nın ilk dönemlerinde de birkaç yeniden çevrimi ve devam filmi yapıldı. Ama 1984’te, The Return of Godzilla’yla ilk reboot’una kavuştu. The Return of Godzilla, Showa döneminde çekilen 14 Godzilla filminin tamamını yok sayıyor ve Heisei dönemini başlatıyordu. Hikayeyi, 1954 versiyonunun bıraktığı yerden alıyordu. 

Film, Godzilla’yı köklerine döndürüyordu. Hiroşima sonrası ortaya çıkan Godzilla, nükleere aç bir canavardı. Bu uğurda, karşısına çıkan her şeyi yok ediyordu. Ama Showa döneminde Godzilla Şuna Karşı, Godzilla Bunu Yok Ediyor tarzı filmlerle oyuncak edilmişti. Bu yüzden Heisei döneminin ilk filmi The Return of Godzilla, daha gerçekçi ve karanlık bir film ortaya çıkarıyordu. 

1999 yılında, Heisei dönemi de sona erdi ve milenyumun başında Godzilla ikinci kez reboot edildi. 2016 yılında Reiwa dönemi başladı ve canavarımız üçüncü reboot’u da gördü. Sonraları bu radyoaktif garibanın hakları Hollywood’un eline geçti – tabii, burada da bir iki kez de reboot edilmese olmazdı.

İlk yorum yapan sen ol

Cevap yaz