İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Simüle Edilmiş Bir Anın Kesiti: Yeni Baştan (La Belle Époque)

“Geçmiş, anılarla zihnimde, gelecekse tahminlerimle zihnimde. Hepsi acı dolu. Hepsinde kırılan hayaller var. Her saniye içimde hissettiğim geçmiş, şimdiki zaman ve gelecekle dolu aklımla donup kaldığımı görüyorum.”  Hakan Günday

Hayatın hızlı temposunun yarattığı ruhsal gerginlik, ilişkilerdeki iniş çıkışlar, teknolojinin arkamızı döner dönmez değişmesi gibi dalgalanmalar öyle ya da böyle “yaşamak” denen kavramı canlı tutuyor. Nasıl yaşamak ya da nerede yaşamak? Daha açık sorayım o zaman, hayatınızın bir dönemini tekrar yaşama fırsatı sunsalardı bu hangi an olurdu? Kabul edin, bir düşündünüz. Herkesin vereceği cevap ya da veremeyeceği cevap farklıdır. Kimisinin de kafasındaki o an, yer, zaman ve mekan olarak hazırda bekliyordur. Tıpkı 16 Mayıs 1974 tarihine tereddüt etmeden dönmek isteyen Victor gibi. Victor kim mi, ben de yeni tanıştım kendisiyle. Anlatayım.

Baştan söyleyeyim, herkes Victor (Daniel Auteuil) kadar şanslı değil. Kaçımız özel bir firmanın desteğiyle hayatının en kıymetli anına, derinlemesine aşık olduğu o güne dönebiliyor? İşte şans burada devreye giriyor. Oğlunun senarist bir arkadaşıyla tanışması ve onun sayesinde tam kırk altı sene öncesinin atmosferi içine dahil olmasıyla hayattaki basit olguların birçok duyguyla aktarımını izliyoruz. Eşiyle tanıştıkları yer, içtikleri içki, ilk öpüşme ve ilk kavga iç içe geçmiş kurguyla servis ediliyor. Victor için, şimdiki hayat şeklinin oluşmasına zemin hazırlayan anıları düşünüp, nelerin kalbine dokunduğunu bulması için büyük bir fırsat sunulmuş oluyor.

Eski karikatürist olan Victor’un, 74 senesindeki o anları karikatürize etmesinden yola çıkılarak ve prodüksiyonun da küçük dokunuşlarıyla zamanda geri gidebiliyoruz. Bu çok tatlı bir yolculuk, zira bu yolculukta “yapımda ve yayında” emeği geçen Guillaume Canet, Doria Tillier ve Fanny Ardant‘nın oyunculukları oldukça göz dolduruyor. Yazının başında geçen“hayatın hızlı temposunun yarattığı gerginlik” kısmı eşler arasındaki çıkmazın en büyük sebebine referans veriyor aslında. Kahramanımızın eşi rolündeki Marianne, hayatlarının en güzel anını tekrardan yaşadıkları sahnede, “bir gün uyanacağım oğlum yaşlı ve sıkıcı olacak, işimi bırakacağım ve sen de depresyona gireceksin” diyor. Derinlemesine sevdiğin bir insanı zaman geliyor, günlük hayatın omuzlara binen yükünden ötürü kapı dışarı etmekte bir sakınca görmüyorsun. Fakat sonra durup kendi hayatına ve ambalajına vurulduğun başka bir erkeğe bakınca, anlık zevklerin parçası olmanın pişmanlığı peşini bırakmıyor.

İlgini Çekebilir:  Kız Kardeşler (2019)

Fransız yönetmen Nicolas Bedos, yüzümüzden tebessümün eksik olmayacağı bir filmle çıkmış karşımıza. Ve yetinmemiş, hayatın kıymetinin tekrarı olmamasından ileri geldiğini mizah ve dramın yan yana duruşuyla sunmuş.

İlk yorum yapan sen ol

Cevap yaz