İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Onward’ın Sihir Dolu Dünyası

Yalan söylemeyeceğim. Onward’ı izlemeye başladığımda, bir utangaç ergenin daha, sonunda kendine güvenmeyi öğreneceği vasat bir yol filmi gibi görünüyordu. Ama izlemeye devam ettikçe, büyülü bir şey oldu. Onward’ın dünyasına kendimi kaptırmaya ve gerçek dünyayla arasında bağ kurmaya başladım. Filmin sonunda, ağabeyimi düşünüyordum. Onunla birlikte atıldığımız tüm o “maceraları” falan da tabii. Biz Onward’daki gibi sihrin olduğu bir dünyada yaşamıyorduk. Yine de, kuzenimizi öldürmek için sihirli bir karışım hazırlamayı denemekten vazgeçmiyorduk mesela. Pixar’ın manipülasyonundan mı, yoksa gerçekten böyle hissettiğim için mi bilmiyorum. Sadece şundan eminim ki Onward, sizi yarattığı büyülü dünyanın içine çekiyor. Sonuyla da o minik kalbinizi paramparça ediveriyor.

Şimdiye kadar beni en çok ikilemde bırakan Pixar filmi olduğunu da itiraf etmeliyim. Onward, Ian ve Barley’nin ölmüş babalarını son bir kez görebilmek için çıktıkları yolculukla ilgili. Evet, Ian tipik utangaç bir ergen. Arkadaş edinmek söz konusu olduğunda, en büyük düşmanı kendi öz güveni. Onun dışında kimse tuhaflıklarına aldırış ediyor gibi görünmüyor. Barley, kafasız ve oyunlara meraklı ağabey gibi görünse de, çok geçmeden öyle olmadığını anlıyoruz. Yalnızca tarihle biraz kafayı bozmuş, gayet mantıklı biri aslında. Ufak tefek klişelerine rağmen her ikisi de başarılı birer karakter çalışması.

Filmin yarattığı dünyaya bayıldım. Sihrin var olduğu, ama her önüne gelenin kolayca sihir yapamadığı bir dünyadan bahsediyoruz. Bu yüzden sihirli yaratıklar, hayatlarını kolaylaştıracak teknolojiler icat ediyor. Yüzyıllar içinde, sihir unutulmaya yüz tutuyor. Artık sihirli yaratıklar da içinde bulunduğumuz dünyaya benzer bir hayat sürmeye başlıyor. Keşke bu konu, ilk birkaç dakikada şöyle bir anlatılıp geçmeseydi. Sihir ve bilim ikiliğinin sürdüğü yüzyıllar boyunca toplum nasıl değişti? Günümüzde, düzeni polislerin koruduğunu görüyoruz. Peki sihrin henüz tamamen unutulmadığı zamanlarda toplumsal düzen nasıl sağlanıyordu? Başlangıçta bunları düşündüğüm için epey dikkatim dağıldı. Tabii bir Pixar filminden, bu sorularıma yanıt almayı bekleyecek kadar şuursuz değilim. Yalnızca, böyle bir filmin var olmasını dileyebilirim. Onward’ın arka planındaki bu dünya, yalnızca Ian ve Barley’nin çıkacağı sihirli yolculuğu anlamamız için bir ön bilgi olarak kalıyor. Sonunda da “Ah ah, eski zamanlar ne güzeldi” gibi hayli muhafazakar bir mesajın aracına dönüşüyor.

Onward, en az Toy Story ya da Monsters Inc. kadar etkileyici karakterler ve çok katmanlı bir hikaye sunuyor aslında. Ama bir şeyin eksikliğini hissedebiliyorsunuz – Pixar’ın bilindik büyülü formülünün. Ne yazık ki Pixar, bunu uzun süre önce kaybetti. Inside Out ya da Coco gibi filmlerle de tabağı sıyırdılar. İkileme düştüğüm nokta işte burası. Eğer bu bir Pixar filmi olmasaydı, şu anki kafa karışıklığını hiç yaşamayacaktım. Çünkü, Onward’ın iyi bir animasyon olduğunu düşünüyorum. Ama Pixar’ı hesaba kattığımızda, istemsiz bir kıyaslama doğuyor. Onward, kendinden önce gelen Pixar filmleri kadar unutulmaz olmayı başarabilir mi, bunu zaman gösterecek. Kesin olan tek şey, Cars 2 ya da The Good Dinosaur gibi bir stüdyo felaketi olmadığı.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir