İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Modernizmin Tahtını Sarsan COVID-19 ve Film Sanatı

Niteliksiz Adam’da Robert Musil, “insanlık ileriye doğru yanılmaktadır” diyordu. İçinde yaşadığımız dijital çağ, belki de ilerlemeciliğin en üst örneklerinden biri; insanlık ilerledikçe şiddetli şekilde yanılıyor.

Bugüne kadar modern tıp, modernizmin çizdiği anlayışla tek hakikat olarak algılanıyordu. Sadece tıp değil, tüm bilim alanları hakikatin mutlaklılığının bir iz düşümüydü. Bugün dünyanın içinde bulunduğu virüs salgını, modernizmin öğretilerinin sorgulanmasını doğuruyor. Dünyayı anlamanın, hakikate ulaşmanın tek yolu olarak görülen bilimin tahtı hiç olmadığı kadar sallanıyor. Post-modern anlayış, hakikatin kavranmasında sanatın da bilim kadar değerli olduğunu vurguluyor.

Estetik ve güzellik anlayışının dışında sanat, bir iletişim biçimi. Bugünlerde bir iletişim biçimi olarak sinemanın / film sanatının etkinliğini hepimiz evlerimizden hissedebiliyoruz. Dünya insanlığının evlerinde oturma zorunluluğunda olması, sinemanın dünyayı tanımadaki sanatsal etkinliğini hiç olmadığı kadar ortaya koyuyor. Sinema sanatı; yazın, resim ve diğer sanat alanlarından daha farklı bir özelliğe sahip. Sinema, göze ve kulağa aynı anda hitap ediyor. Diğer yandan, etkisi ve ulaştığı insan sayısı açısından da çok önemli bir farkı var. Sanatın felsefeyle olan yakın ilişkisi, sinemada daha açık bir şekilde görülebiliyor. Bir yandan estetik ve hoşa gitme; diğer yandan imgeler, semboller, çağrışımlar üzerinden iletişimselliğin yoğunluğu sinemayı etkin hale getiriyor.

Teknolojinin sunduğu imkanlar, bugün evlerimizde otururken dünyayla olan iletişimimizin yegane kaynağı. Boş zamanı değerlendirme olarak film izleme tercihi bile, bu iletişim döngüsünün en önemli parçası. Evde oturup izlediğimiz her bir film bizlere perspektif katıyor. Dünyayı anlamlandırmada araçsal aklın dışına çıkarıyor, belki de yeni bir anlayışın tohumlarını atıyor. Film sadece bir film, bir eğlence aracı değil. Film bir kitap, bir resim ve en önemlisi bir medya. Yani insanın dünyaya açılan kapılarından biri. Günümüzde iletişimin ve iletişim ortamlarının önemine ve yükselişine şahit oluyoruz. İletişimin kitlesel bir süreç almasında radyo ve televizyondan daha eski olan sinema, bugün belki de yalnızlığımızın ortağı.

İlgini Çekebilir:  Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi

İçinde yaşadığımız an, Nietzsche ve Heidegger’in çok önceleri ifade ettiği bir kriz. Bugün dizginlerin bilimin elinde olmadığını tekrar gördük. Dizginler artık farklılıkların elinde. Diğer bir ifadeyle, Tanrı bugün bir kez daha öldü. İnsanlık, mutlak bir sahipsizlik durumu içerisinde. İnsanlık yalnız olduğunu hiç bu kadar hissetmemişti. Bu yalnızlığın içerisinde bir sanat olarak sinema bizlere ne ifade ediyor? Yalnızlığımızın paylaşıldığı bir alanı…

Elbette birçok şey gibi, sinema da kapitalizmin bir unsuru. Ancak yine de sanat olarak sinemayı, dünyamızı anlamlandırmanın dışında tutmamak gerekiyor. Sinema, aramıza konulan sosyal mesafeleri ortadan kaldırıyor, bir sanat eseri olarak sosyal değerini canlı tutuyor. Heidegger’in dediği gibi, sanat dünyalar yaratıyor ve onu tedavülde tutuyor. Bir sanat olarak sinema, Heidegger’in anlayışıyla daha çok örtüşüyor. Sinemayla bir dünya yaratmak, insanları o dünyanın içinde tutmak ve bunu kuşaklara aktarmak çok daha olası. Sinema iletişimsel, yani toplumsal olanı ifade ediyor. Toplumun her kesimine hitap edebilecek bir içeriğe sahip. Belki Frankfurt Okulu’nun ifade ettiği gibi bir kültür endüstrisi aracı, bir popüler kültür üreticisi. Ama yine de sinema yalnızlığın en iyi ortaklarından biri.

Sinema, hareket demek. Durduğumuz şu günlerde, belki de hareketi görebildiğimiz tek alan. Sinema bir kurgu, belki de dünya bir kurgudur. Hepimizde bu karantina günlerinin kurmaca bir film olduğu düşüncesi olması, sinemanın insandaki etkisini gösteriyor. İnsanlık belki de kendi distopyasını yaşarken, bir distopik filmin figüranları olmuş. Başrolde ise her şeyi etkileyen Covid-19 virüsü var…

İlk yorum yapan sen ol

Cevap yaz