İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Koleksiyon Peşinde: 11’e 10 Kala

“İlla bir mezar taşı olacak yani. O zaman benimkine doğum tarihi 1926, ölüm tarihi henüz belli degil, transistörü icat eden adam demelerini isterdim.”

Biriktiriyoruz. Anıları, biletleri, denizden topladığımız şekilli taşları, ebeveynlerimizin duvara asmamıza müsaade etmediği posterleri, tarafımıza yazılan ve tarafımızca yazılan yazıları… “Sana pul koleksiyonumu göstereyim” cümlesinin yarattığı muzırlığı ciddiyete çevirdiğimiz pulları bile biriktiriyoruz. Fakat, ev dolusu gazeteleri 1950 yılından beri biriktiren Mithat Bey’in titizliğine erişemiyor hiçbirimiz. Filmin Mithat Bey’i, Pelin Esmer’in amcası, doyumsuz bir entelektüel: Mithat Esmer.

Çok küçükken salça yapımı için eve getirilen domateslerin en güzelini seçip, kenara ayırarak başladığı istifçiliği, hayatının sonuna kadar özenle devam ettiren şahsına münhasır birinin hikayesi. Kelimeyi katmanlandırıp, koleksiyonculuk diyelim buna. Tamam, şöyle düşünelim; Stanford Üniversitesi’nde Elektronik Mühendisliği ve Matematik eğitimi almış, Polis Radyosu’nun kurucularından olan saygın bir amcanız var. Biriktirdiği her şeye şahit oluyorsunuz. Zaman geçiyor, elinize kamerayı alıp onun dünyasını kayda alıyorsunuz. Dahası, filmini çekip, Orhan Pamuk romanlarına başkahraman olabilecek gerçek bir portreyi sunuyorsunuz. Siz amcanızın, amcanız da  koleksiyonunun peşinde. Hayatınızın tanık edeceği tarifsiz anlar bütünü dersek, abartmamış oluruz.

Hasarlı oluşuyla güven vermeyen “Emniyet Apartmanı”nda, arşivciliğin bambaşka boyutuyla münasebet içine giriyoruz. Koleksiyonu yapılan gazete, saat, kitap, ses kayıtları ve çeşitli objeler, 83 yaşındaki ihtiyarın en önemli yoldaşı. Mithat Bey’in içinde beslediği ve muhafaza ettiği koleksiyon aşkının yanı sıra, “ya koleksiyonun ya ben” diyen karısı var bir de. Karısına, kapıyı gösterircesine “koleksiyonum” cevabını vererek aşkına sımsıkı sarılmayı seçmiş vakti zamanında. Öyle bir sarılmak ki bu, tedavülden kalkan ama kendi içinde bir yenisini eklediği koleksiyonlarını yaşatıyor yıllardır. “Ne yapacaksın bu kadar kağıt kürekle” deyip hevesimizi çöpe uğurlayan annelerimiz düştü mü akıllara? Bu konuda sessiz kalmayı tercih ediyorum. Şimdilik.

Hikayenin başka bir yakasında da unutulmuş olanın sesi, Ali var. Memleketteki karısıyla telefon görüşmesi, megafondan gelen “Ali, Aliii!” sesleriyle bölünüyor her seferinde. İçtiği çayı, apartman toplantısına geç kalmamak adına bir hışımla içen hatta bazen içemeyen tipik bir Anadolu çocuğu. Mazlum tavırlarıyla çöpleri de atıyor, eşya da taşıyor, Mithat Bey’in koleksiyonunu tamamlamasına yardım da ediyor. Karısı Gülay’ın memleketten gönderdiği hoşafı votkayla karıştırmak gibi parlak fikirleri de var. Adıyla müsemma olan apartmanın en alt katında geçim derdine düşen binlerce Ali’den yalnızca biri. Nejat İşler’in “sevme kızım beni” tavırları yok bu sefer. Aksine, mahcup hali ve ince zekasının muhteşem yansımasını tebessümle izliyoruz. Ben yine de işi fazla romantize etmeyeyim. Sonuçta, balığı yüzdüğü için alkışlamıyoruz değil mi?

Kendince ilkeleri olan ve bu ilkelerin çiğnenmesine geçit vermeyen Mithat Bey, koleksiyonunun devamı için Ali’den yardım eli istiyor. Rica ediyor sanılmasın.Mithat Bey öyle istiyor, işte o kadar. Eksik kalan İstanbul Ansiklopedisi kitabının 11. cildinin arayışını Ali’ye devrediyor. Bu arayış Ali için, ismini çok duyduğu ama tadına varamadığı birçok şeyi beraberinde getiriyor. İçinde yaşadığı İstanbul’u keşfediyor, kütüphaneye, sahafçıya gidiyor ve inanır mısınız, yeni bir iş bile buluyor. Emniyet Apartmanı’nın sağlayamadığı emniyeti, bizzat kendisine sağlıyor. Meselenin can alıcı noktası, 11. Cildin bulunup fakat önceki 10 cildin satılması kadar manasız belki de. Veyahut, ilk 10 eserin olup, 11.’nin olmaması kadar da sinir bozucu. Hayatın her zaman istediğimiz şeylerle masamızı donatamıyor oluşuna bir hoşaf ve votka karışımı da benden!

Aynı apartmanın farklı penceresinden bakan, farklı düşünüp farklı konuşan kapıcı Ali ve Mithat Bey’i odak noktasına almış Pelin Esmer. Uzun metrajlı ilk filmiyle sinemaya büyük bir açılış yapıp, kalbimizi avucunun içine alıp sakinleştirmeyi de ihmal etmemiş. Müthiş bir hikaye anlatıcılığının inceliğini “İşte size koleksiyon, işte size Mithat Esmer” diyerek tanıtıyor. Ben tanıştığıma çok memnun oldum.

İlk yorum yapan sen ol

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir