İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek

Ruhu olan yalnız canlılar değildir. Canlıların içinde yaşadığı şehirlerin de ruhu vardır. Şehirler de ölür, şehirler de doğar… Onlara ömür veren, ruhun gıdası müziktir. İstanbul ise bir şehirden de ötedir, o karşınıza alıp konuşabileceğiniz biridir. Moda Sahili’nde sevgiliniz olurken, Kireç Burnu’nda kırk yıllık dostunuzdur.  

İstanbul öyle bir şehirdir ki; İstanbulluyum diyenin bile bilmediği sokakları bulunur. Sürekli değişim içinde kendini yeniler, başı çaresizlikten kurtulmayanlar bile sempati duyar. Biz ise bu şehri, Fatih Akın’ın yönettiği İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek belgeselinde, bas gitarist Alexander Hacke’yle birlikte keşfediyoruz. Üstelik sadece sokaklarını, barlarını, tarihi yerlerini değil; müziğini de keşfediyoruz.

“Konfüçyüs der ki; yeni gittiğiniz bir yerdeki kültürü, derinlikleri, sığlıkları anlamak için o yerin müziğini dinleyin. Müziğini dinlediğinizde o yerle ilgili her şeyi anlayacaksınız.” cümlesiyle açılış yapıyor belgesel. Film, İstanbul’un hem Asya hem Avrupa; hem doğu hem batı olduğundan – iki tarafın da iyi yönlerini tartıp onları kendi müziğine entegre ettiğini anlatıyor. Kulağımızı kapatsak bile etraftan farklı melodilerin, farklı kültürlere ait müziklerin geldiğini ve bunların kendine has bir yapı oluşturduğunu söylüyor bizlere.

Semt semt dolaşıyoruz Alexander Hacke’nin peşinde. O bizim yol göstericimiz oluyor. Babazula’yla başlıyoruz yolumuza. Duman, Erkin Koray, Mercan Dede, Ceza, Brenna MacCrimmon, Selim Sesler, Aynur, Orhan Gencebay ve Müzeyyen Senar duraklarına uğruyor ve Sezen Aksu’yla yolculuğumuzun sonuna geliyoruz.

Sokak müziği yapan Siya Siyabend grubu; “Müzikle dünya değiştirilebilir, müzik etrafı yeniden şekillendirebilmek için kullanılan oyuncaklardan biridir” diyor ve Beyoğlu sokaklarında yaptıkları müziğin herkese hitap ettiğini, bir hemzemin oluşturduğunu söylüyor. Duman’ın solisti Kaan Tangöze, değişen Beyoğlu anlayışından bahsederken bu anlayışın, Beyoğlu’na artan güvenin bir sonucu olduğunu söylüyor.

Orhan Gencebay’ın canlı performansına şahit oluyoruz – buna bir ilk denebilir. Çünkü kendisi sattığı plaklar üzerinden müziğini tanıtmış, milyonlarca albüm satmış bir duayen ve hiç konseri bulunmamakta. Belgesel konser tadında ilerliyor, her yeni sahnede bizi yeni bir tarz karşılıyor. Selim Sesler’le bir meyhanede buluyoruz kendimizi, önümüze kavun peynir ve rakı konuyor bir anda, klarnet ve darbuka sesleri eşliğinde şerefe yapıyoruz, sağlığına diyoruz masamızdakilere. Sonra bir hamama geliyoruz, Aynur Doğan karşımıza çıkıyor.

İlgini Çekebilir:  Temmuz Güneşimiz: Im Juli

Fatih Akın bu belgeselle Türkiye’nin çok kültürlü yapısını İstanbul üzerinden anlatırken, bunu bir yabancı, Alexander Hacke yoluyla yapıyor. Böylece ortaya çıkan çok kültürlü yapı, diğer ülkelerin hayranlıkla bakmasından, o kişinin bu yapıyı daha çabuk kabullenip, hoşlanmasından kaynaklanıyor. İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek, bir şehir ve müzik belgeseli ama bir alt metni de var. Bize, “Ayrılmayalım, birlikte kalalım, dağılmayalım. Bizi biz yapan; bu topraklarda yaşanmışlıklarımız, zamanında düşmana birlikte karşı koyuşumuz, çok kültürlülüğümüz” diyor.

Yıllardır müziği konu alan filmler yapılmakta; fakat o anlatılarda, özne genellikle bir müzik grubu ya da müzisyenin ta kendisi oluyor. Buradaysa öznemiz İstanbul. Aynı şekilde şehirlerin de, müzikler üzerinden anlatıldığı hareketli görüntüler bulunuyor. Ama o görüntülerin bir çoğu da gezi programı olarak kalıyor, belgesel sürecine geçemiyor. Bu açıdan, İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek, türünün en iyi örneğini oluşturuyor. Fatih Akın, geniş kapsamlı olarak baktığı İstanbul’u sağarak, önümüze İstanbul’un kendine has şarkısını koyuyor. İstanbul bu belgeselle dile gelirken, Fatih Akın akıllarda şu soruları bırakıyor: O köprü hep orada kalacak mı, yoksa günün birinde yıkılmaya mahkum mu? Köprüyü ayakta tutacak olan müzik mi?

İlk yorum yapan sen ol

Cevap yaz