İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Irrational Man İncelemesi

“Hiçbir şeye değmeyen bir adam bile, hayatını ölüm ve yaşam ihtimallerini hesaplayarak geçirmemelidir; düşünmesi gereken tek şey, yaptığı işin iyi mi yoksa kötü mü olduğudur.” diyor Sokrates.

Afişinden bile Woody Allen sineması kokusu alabildiğimiz, kadın erkek ilişkilerindeki çarpıklığın yer edildiğine kuşku duymadığımız  2015 yapımı bir film, Irrational Man.

Son zamanlarda adını sürekli işittiğimiz Joaquin Phoenix’i felsefe profesörürü Abe rolünde, Emma Stone’yi ise felsefe derslerindeki başarısıyla ve sıcacık gülüşüyle Jill adında bir öğrenci olarak izliyoruz. Abe, dibe çöken hayatını yeni temeller üzerine kurma ümidiyle bir kasabaya taşınıyor ve burada öğretmenlik yapmaya başlıyor. Kendinden ve hayatından aynı zamanda dersini verdiği felsefeden sıkılan, yılgınlığını alkolden güç alarak alt etmeye çalışan zorlu bir karakter o. Bu ezbere yaşantısında öğrencisi Jill ile kurduğu arkadaşlık bile ona istediği şeyi veremiyor. Aradığı motivasyonu bulamıyor. Bu arkadaşlık Jill’in -tabiri caizse- “ittirmesiyle” daha romantik bir hale dönüşüyor. Jill, erkek arkadaşını ardında bırakarak  bohem bir hayat süren felsefe profesörüne tutulmuş bir şekilde heyecanına heyecan katıyor.

Woody Allen sinemasında alışık olduğumuz hatta ezbere bildiğimiz birçok şey burada da kendini gösteriyor.  Çarpık ilişkiler, yürürken havada birbiriyle çarpışan diyaloglar, adalet ve tanrının sorgulanması gibi birçok şeyin Allen’ın ürünü olduğunu hemen anlıyoruz. Fakat bu durumların üzerine bir tutam cinayet serpiştirerek illegal bir yola saptırıyor bizi Allen. Biz de bu yolda karakterlerle birlikte birçok şeyi sorgularken buluyoruz kendimizi.

Abe ve Jill kafede otururken arka masada konuşulan talihsiz bir duruma şahitlik ediyor. O esnada Abe’in aklına, hayatına ışık olabilecek bir olayı başkasının hayatını karartmaktan geçtiği düşüncesi yerleşiyor. Motivasyonunu işleyeceği bir cinayetten medet uman karakterimiz ince işiyle uğraşırken, Jill kalbi ve aklı ikiye bölünmüş şekilde hayatını ilerletmeye çalışıyor. Plan kusursuzca işleniyor ve Abe hayata şevkle tutunuyor. O artık daha keyifli ve daha aşık bir ruh haliyle “ahlak” dersi vermeye devam ediyor.  Jill, çok uzun sürmeden bir katille birlikte olduğunun farkına varıp ona cezasını çekmekle yükümlü olduğunu söylerken aslında kendi hayatının da  fişini çekmiş oluyor. Yürekleri ağza getiren -ki benim geldi- son sahnesiyle Abe karakterini yaratan Allen’e biraz kırgınlık besliyoruz.

İlgini Çekebilir:  İncelikli Ruh: Postacı (Il Postino)

“Adalet”in sadece bir kadın isminden ileri gidemeyişini hatırlatan, önce ne istediğimizden ziyade ne istemediğimizi bilmemiz gerektiğini düşündüren, sözlerimize davranışlarımızın da eşlik etmesini vurgulayan bu yapımı izlerken Woody Allen’in gözlem yeteneğini tekrardan tebrik ediyoruz içten içe.

İlk yorum yapan sen ol

Cevap yaz