İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İnsan İnsanın Kurdudur: Daha

Yazı ilk kez, Şubat 2018’de basılı olarak yayınlanan Novicinema Fanzin’in, 3 numaralı sayısında yayınlanmıştır.

Bu yazının başlığı “insan insanın kurdudur” yerine; gitmek ile kalmak arasında, sinir krizinin eşiğindeki erkekler ya da gücü yeten yetene gibi pek çok farklı şekilde olabilirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan Suriyeli göçmenlerin sıkıntılarını, onları yurt dışına kaçıracak olan insan kaçakçılarının hayatına odaklanarak anlatmaya çalışıyor Daha! Yani toplumsal bir soruna eğilen, Hakan Günday hikayesiyle karşı karşıyayız. Başka bir ifadeyle toplumun en temel unsuru olan insanın, yine başka insanlar sebebiyle yaşadığı bir sorun işleniyor. Bu nedenle filmin anlatmaya çalıştığı derdin en genel ve en doğru tanımı bu. Zaten film de bu tanıma atıfta bulunmak istiyormuş gibi, bir aforizmayla başlıyor:

“İnsanın kullandığı ilk alet, başka bir insandır.”

Sazların arasında ellerindeki fenerlerle yol bulmaya çalışan insanlar görüyoruz sonra. Bir kamyonetin arkasına doluşup kendilerini Ahad’ın (Ahmet Mümtaz Taylan) ellerine teslim ediyorlar. Aslında filmdeki karakterlerin tamamının kaderi kendinden bir üst konumdaki insanın ellerinde. Örneğin, insanlara aşağılık muamelesi yapan Ahad, kaçakçılık yapmasına göz yuman jandarma komutanı tarafından aşağılık muamelesi görüyor. Etrafındaki kimseye eyvallahı olmayan, canını sıkana tokadı basan bu adam; komutandan azar işitirken karşısında el pençe divan duruyor. Yani herkes birilerine muhtaç ve herkes hıncını gücünün yettiğinden çıkarma peşinde. Kamyonetin ön tarafında Ahad ve oğlu Gaza (Hayat van Eck) birbirleriyle konuşmadan yol alıyorlar. Hikayeye dair bazı kısımları bize üst ses olarak yine Gaza’nın kendisi ancak yetişkin hali anlatıyor. Filmde hiç görmesek de bu ses Fırat Tanış’a ait. “Benim adım Gaza. Ben dünyanın en önemli adamının oğluyum,” diyerek tanıtıyor kendini. Birileri size hayatını emanet ediyorsa elbette dünyanın en önemli adamısınızdır. Tabii, mecburiyetten buna razı olmalarını saymazsak…

İlgini Çekebilir:  Sinema Tarihindeki İlk Devam Filmi ve Yeniden Çevrimler

İnsanları yerin altındaki bir depoya saklayıp deniz yoluyla kaçacakları zamana kadar orada tutuyorlar. Ahad getirdiği insanlara, Türkçe bilmeseler de, oğlunun sözünü dinlemelerini söylüyor. Onlara yemek, su getirme görevini Gaza’ya veriyor. Gaza, her ne kadar büyük şehirde lise okumak istese de, babası her fırsatta onu yanında kalmaya mecbur bırakıyor. Oğluna, bizim birbirimizden başka kimsemiz yok, dese de ona sunduğu hayat ikilemlerin arasına sıkışmaktan ibaret. Yaptıkları işte ortak oldukları mesajını vermek için kamyonetin üzerinde yazan “Ahad Lojistik” yazısını değiştiriyor Ahad. Ama yeniletmeye tenezzül etmeden, kenarına küçük bir şekilde Gaza’nın adını iliştiriyor. Büyük harflerle yazan “AHAD” yazısının yanındaki küçük, sıkıştırılmış adı gibi Gaza’nın hayatı da. Babasıyla çalışan, insanları yurt dışına kaçırma işinin deniz kısmını üstlenen iki adamla vakit geçirmeye başlıyor bir ara. Hatta bir seferinde içlerinden biri, onların da zamanında gitmek istediğini ama gidemedikleri için gitmek isteyenleri götürmeye başladıklarını anlatıyor. Herkesin bir şekilde gitmek ile kalmak arasında olduğunun vurgusunu yapıyormuş gibi.

Depoya gelenlerden biri olan Ahra’dan (Tuba Büyüküstün) hoşlanmaya başlayan Gaza, sırf onu görebilmek için göçmenlerle bir arada uyumaya, onların eğlencelerine katılmaya başlıyor. Gidemese de babası gibi olmamaya çalışan Gaza’nın direnci, Ahra’yı jandarma komutanıyla sevişirken görünce kırılıyor. Üstelik buna izin verenin babası olduğunu öğreniyor. “Önce paraya, sonra bana güveneceksin” diyen babasının gerçekten para için her şeyi yapabileceğini gördüğünde gitmeye karar veriyor. Kaçtığı otobüs komutan tarafından durdurulup babasına götürüldüğündeyse bu kapanda kısılıp kaldığını anlıyor ve ipleri salıyor. Yetişkin Gaza’nın ifadeleriyle söyleyecek olursak “deponun tanrısı” olmaya karar veriyor. Depoyu çizgilerle bölmelere ayırıp onları ülke sınırları gibi kullanıyor. İnsanları aileleriyle birlikte o sınırlar içine yerleştiriyor. Güvenlik kameraları koyuyor. İçlerini talaşla doldurduğu can yeleklerini alabilmek için kavga etmelerini de, havasızlıktan nefes alamamalarını da keyifle izliyor. Hem de abur cubur yiyerek…

İlgini Çekebilir:  Geçmişi Olmayan Adam (2002)

Ünlü dizi oyuncusu Onur Saylak’ın ilk uzun metraj denemesi Daha’nın, yer yer iyi sahneler sunsa da, genel anlamda vasat bir yapım olarak kaldığını söylemek gerek. Filme getirilebilecek en büyük eleştiri kamera hareketlerinin tutarsız ve keyfi olması. Sinema, kameranın icadından bu yana izleyici tepkilerine ve anlatımı kuvvetlendirmek için denenen tekniklere göre gelişmiştir. Sırf, güzel görünüyor ya da havalı bir hareket diye lüzumsuz çekimler kullanmak amatörlerin işi. Hareketli kamera, kadrajdaki daimi haraketlilik yüzünden izleyiciyi yoran bir teknik olsa da amacına uygun kullanıldığında anlatıya gayet güzel katkılar sağlar. Saylak hareketli kamerayı, ne filmin tamamında ne de benzer amaca sahip sahnelerde kullanmış. Açıkçası bu da, farklı şekillerde çekilip iyi olanların seçilmesiyle kurguda kotarılmış bir film olduğunu düşündürüyor. Elbette kurallar yıkılabilir ancak bunun için önce kuralları bilmek gerekir. Başka bir deyişle, sanatçı var olanların kendi eserinin anlattığına uygun olmadığını düşünüp eserine özel kurallar oluşturmuş olur. Aksi halde -Daha’da olduğu gibi- seyirci öyküye yabancılaşıverir. Yine de daha, katıldığı pek çok festivalde ödüle layık görülmüş bir film. Youtuber’ların sinemalara film diye getirdiklerinin yanında elbette daha kıymetli. Ancak kalite çıtası bu kadar aşağılara çekildiği için kötünün iyisini seçmek de Türk sineması adına üzücü bir durum.

İlk yorum yapan sen ol

Cevap yaz