İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Binlerce Kez İyi Geceler (A Thousand Times Good Night)

Öfkesini, deklanşöre basarak haykırmayı seçmiş Rebecca. “Çünkü çok öfkeliydim ve fotoğraf çektim,” diyor.

Savaş, açlık, acı, savaş, açlık, acı, savaş, açlık… Bu kelimeler devamlı kulaklarımıza uğrayan, sızı veren kelimeler. Yanlış mıyım? Kendi canını ve ailesini geride bırakan binlerce savaş fotoğrafçısının, acının sesini tek bir kareye sığdırmak için neler yaşadığını az çok biliyoruz. Bu sesi duyabilmek için iki çift göz, bolca cesaret, sağlam bir tutku gerekiyor. Juliette Binoche, bu saydıklarımızın hepsini ruhunda barındıran Rebecca karakterini yaşatıyor filmde. İzin verin, başa sarayım:

Rotamızı Kabil’e çevirelim. Filmin başında, nerede olduğumuza dair düşünceler aklımızdan geçerken gözlerimiz çarşaflı kadınlarla kesişiyor. Kulaklarımıza dolan sesin ezan olmasıyla Müslüman bir ülkede olduğumuzu anlıyoruz. Canlı bomba olmaya hazırlanan bir kadının görüntülerini anbean kadrajına alıyor karakterimiz. İlerleyen dakikalarda o kadının kendisini patlatmasını da kadrajına almayı ihmal etmeyecek elbette. Savrulduğu yerden yara bere alarak kalktıktan sonra tabii.

Gözünü hastanede açar açmaz karşısında kocası Marcus beliriyor. Marcus demişken, hani şu Google’de “Game of Thrones’taki Jaime Lannister kimdir” diye arayınca karşımıza çıkan Nikolaj Coster-Waldau oluyor kendisi. Akıllardaki şüpheyi gidermek açısından, burada da karizmasından ödün vermediğini belirteyim, konu kapansın. Rebacca’nın ölüme bu kadar yaklaşmış olması hem Marcus’u hem de evde bekleyen iki çocuğunu korkutuyor haliyle. İşte bu noktada tanıdık duygular varlığını belirtircesine gerginlikler başlıyor.

Mesleği ile ailesi arasında seçim yapmanın adaletsizliğini yutup işinden vazgeçmeyi seçiyor. Tam da burada elimi masaya çok da sert olmamak kaydıyla şöyle bir vurmak istiyorum. Bir kadını bütün sıfatlarından arındırarak ele alalım. Sırf kadın olduğu için evin herhangi bir köşesine konumlandırılması gerektiği fikri çok canımı sıkıyor. Kendisini evine ve kocasına adamasını hoş gören bir toplumda, bildik bir çaresizlik hissi, tüm kadınların yakasına yapışıyor. Marcus, Rebecca için gerçekten endişeleniyor mu yoksa ev ve çocukları idare etmekte zorlandığı için mi seçim yapmasını istiyor eşinden? Önce fotoğraf makinelerinin, sonra da Rebecca’nın kapı dışarı edilmesi, düştüğü yerden kalkmaya çalışan birini tekmelemekten başka bir şey değil. Peki, Marcus eline kamerayı alıp savaşın ortasına can güvenliğini gözetmeksizin gidip işini icra etseydi “kahraman” mı ilan ederdik onu? Bunun üzerine çokça düşünmeli belki de. Rebecca ve kızı Steph arasında da ince bir çatlak açılıyor. Steph’in okul projesi için annesiyle birlikte Kenya’ya gidiyorlar. Güvenli sanılan bölgede kaosun yaşanmasına ve annesinin fotoğrafçı refleksi sonucu kaosun ortasına girip görüntü almasına çok sert tepki veriyor Steph. Açılan bu çatlak derin bir çukura dönüşüyor ve Rebecca, o eve sığamıyor.

İlgini Çekebilir:  Irrational Man İncelemesi

İyi geceler Juliette, iyi geceler işini tutkuyla yapmaya çalışan kadınlar ve binlerce kez iyi geceler kendi iç savaşını yaratan Rebecca.

Bir yorum

Cevap yaz