İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi

Kadrajından duygu, kaleminden cesaret eksik olmayan Fransız yönetmen ve senarist Celine Sciamme’nın  belki de en tutkulu en hissiyatlı filmi. Genç kızın portresiyle birlikte bizim de kalbimizi ateşe vermekte hiçbir sakınca görmeyen yönetmen, oldukça ses getirecek bir filme imza atıyor.

18. yy’ın Fransa’sında babasının mesleğini devralmak isteyen ressam Marianne (Noémie Merlant) ve üst sınıf mensubu bir ailenin kızı olan Helöise (Adèle Haenel) adındaki iki kadının tutkulu ve yoğun hisleri tasvir ediliyor. Evleneceği erkeğe düğün portresi gönderilmek üzere resmi çizilmek istenen Helöise’in, annesi tarafından manastıra bir ressam çağrılıyor. Ancak genç kız bu evliliğe gönülsüz. Daha önce gelen ressamlara yüzünü bile göstermeyi reddederken, ressam Marianne’e her bir detayını resmedecek alanı yaratırken buluyor kendini. Helöise, kardeşinin ölümünden sonra üzüntü ve öfke haliyle hayat sürerken, Marianne resminin çizileceğinden haberi olmayan bu genç kadınla yürüyüş arkadaşıymışçasına tüm gününü onunla geçiriyor. Hareketlerini, vücut formunu, ruhsal değişimlerini belleğine yerleştirip gizli gizli tuvaline aktarıyor.

Filmin başlarında diyalogların oldukça kısıtlı seviyede tutulmuş olmasından iki kadının birbirine temkinli yaklaştığını sezinliyoruz. Sözcüklerden çok, seyirciye bir şeylerin resmedildiği vurgulanıyor sanki. Her iki oyuncu da oyunculuklarını beden dili ve bakışlar üzerine kuruyor. Genel olarak bakışların ve duyguların müziğin yerine geçtiğini, nefes alış verişlerin, dalga seslerinin ve yanan şöminenin ayrı bir tınısını, ayrı bir temposunu yakalıyoruz. Filmin her açısı o kadar incelikle ve o kadar özenerek yapılmış ki zarafetle harmanlanan stilize tablo niteliğinde görüntüler ortaya çıkıyor.

Aşkın kıvılcımları kalbe düşünce Marianne, bir gece çizdiği tabloyu mumla incelerken resmin kalp kısmından alev çıkması muazzam bir yanış ve beraberinde kül oluşu getireceğinin bir mesajıdır belki de.

Marianne dahil olduğu pembe yalandan sıyrılıp, Helöise’e burada olmasının gerçek nedenini açıklıyor ve aralarındaki ilk gerilim bu anda başlıyor. Filmin yumuşak dokusu yerini alevli bir çatışmaya dönüştürüyor. Yediği darbenin sarsıcı etkisiyle portresini beğenmeyen Helöise, yeniden resminin çizilmesini isterken, Marianne başarısız olduğu düşüncesiyle hezeyana uğruyor.  Fakat bu kandırılmışlık ve mutsuzluk duygusu kısa sürecek, daha fazla zaman geçirmenin vesilesiyle kuracakları bağı güçlendirecektir.

Karşılıklı gözlemlerine dayanarak birbirleri hakkındaki ayrıntıları aktardıkları sahnede, adım adım işlenen aşkın varlığı çevreliyor bizi. Zümrüt yeşili elbisesiyle ressamına poz verirken aralarında hissedilen çekim gücü filmin ivmesini yukarıya taşıyor. İçinde bulundukları entelektüel konuşmalar filmi estetize ederken, manastırda hizmetçi olarak çalışan Sophie (Luàna Bajrami )“halkı” temsil eden bir ton belirliyor. Yüz hatlarının ve gözlerinin gerçekte o dönemde yaşamış kadınlara benzemesi filmin dünyasına sahicilik katıyor. Karnındaki bebeği aldırdığı  sahne esnasında yanında başka bir bebeğin elini tutması hayatın sunduğu zıtlıkların bir göstergesi. Sophie’yi yan rolde izliyor olsak da sınıf farkı üzerine de çok şey söylemenin sesi oluyor aslında.

Sırf bu film için yazılan harikulade akapellayı, şenlik ateşi başında seslendiren kadın korosundan dinlerken filme adını veren sahnenin eş zamanlı yaşanmasıyla ürpertici bir ana şahitlik ediyoruz. Bir kitabın 28. sayfa detayı, duygu seli yaşatan orkestrası dokunaklı final sahnesiyle taçlandırılıyor.

Kısacık bir zaman dilimine narin detaylarla örülü unutulamayacak bir aşkın sığdırıldığı ateşin ortasına biz de yerleşiyoruz.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir