İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

1918 İnfluenza Pandemisi Sinemayı Nasıl Etkiledi?

Beyaz perde ayağınıza geldi! Koronavirüs sebebiyle planları alt üst olan sinema dünyası, yeni çözüm yolları arıyor. Küçük çaplı stüdyolar canlarıyla uğraşırken, büyük stüdyolar krizi fırsata çevirme derdine düştü. Bu yolda ilk adım Universal’dan geldi. Geçtiğimiz günlerde, The Invisible Man ve Emma gibi filmlerini internette yayınlayacağını duyurdu. 10 Nisan’dan itibaren ise dünya çapında vizyona girmesi planlanan tüm filmlerini internete yükleyecek. Trolls World Tour, bu filmlerden ilki. 

Diğer stüdyoların bu akıma katılıp katılmayacağı belli değil. Her halükarda Universal’ın bu adımı, biraz sıkıntılı. İlk olarak, vizyona giren her yeni film için doksan günlük ayrıcalık talep eden sinemaların tepkisini çekmesi gibi bir ihtimal var. Eğer diğer stüdyolar benzer uygulamalara geçmez ve karantina yakında biterse, gelecek Universal filmlerinin boykot edilmesi bile mümkün. İkincisi ve daha önemlisi, Universal’ın ana şirketi Comcast’ın, filmlerin yapım, dağıtım ve gösterim mecralarına sahip olması. Yani Universal, ürettiği filmleri doğrudan yayınlayabiliyor. Tıpkı Netflix ya da Disney gibi. 

Bu olayın, dikey entegrasyon gibi havalı bir adı var. Sakıncalı olmasının nedeni, sektörde tekelleşmeye yol açması. Stüdyoların, yapımdan gösterime her süreçte hakim olması, bağımsız yapımcıları etkisiz kılıyor. Bu nedenle, 1948 yılında Amerikan Yüksek Mahkemesi bunu yasakladı. İnternet yayıncılığı gelince kanunda açılan delikleri, yeni düzenlemelerle tıkamaya çalıştılar. Ama mevcut ortam ile 1948’deki tekelleşme arasında büyük bir fark var. İnternet yayın servislerinin yapım maliyeti, bir sinema salonu inşa ettirmekten çok daha ucuz.

Zaten denetimin gevşekliği sağ olsun, internet yayın servisleri büyümeye devam etti. Aslında çok önceden, gerçekleşeceği tahmin edilen bir durumdu. Konuyla ilgili endişeler, 2011 yılının başlarına kadar uzanıyor. Yani Comcast’ın, Universal’ı satın aldığı döneme. Bağımsız yapımcılar, endişelenmekte haklılarmış.

İlgini Çekebilir:  Podcast: The Platform

Komik olan, birkaç stüdyonun borusunun öttüğü bu ortamın, içinde bulunduğumuz sağlık krizine benzer bir dönemde doğmuş olması. Yani, 1918 influenza pandemisi sırasında. Salgın Amerika’yı vurduğunda, Birinci Dünya Savaşı hala devam ediyordu. Ekim ayı başlarında, ülke genelinde sinemalar neredeyse boş olduğu için Ulusal Sinema Birliği para kaybediyordu. 14 Ekim’den itibaren bir ay boyunca yeni filmlerin piyasaya sürülmesine yönelik ambargo ilan etti. Halihazırda izleyicilere gazlı bez maskeler dağıtan sinema salonları, ambargoya büyük tepki gösterdi. Ünlü şovmen Sid Grauman, “el altında bol miktarda film olduğunu, kimsenin salonu kapatması gibi bir şey söylemediğini ve izleyicilerden tek bir hapşırma duymadığını” söylüyordu. Kısa süre sonra, belediyeler tüm sinema salonları, tiyatrolar ve eğlence yerlerinin bir sonraki emre kadar kapalı kalmasına karar verdi. Sadece Los Angeles’ta, toplamda 83 sinema salonu kapatıldı.

ABD Ordu Hastanesi, Royat, Fransa: Hastalar, salgın nedeniyle maske takarak film izliyor.

Tabii ki, o sıralarda internet yayıncılığı gibi bir seçenek yoktu. Haliyle, sinemaların kapanması film yapımında büyük dalgalanmaya yol açtı. Stüdyolar ya tamamen kapanıyor ya da yarı zamanlı çalışıyordu. Çekimler, bugün olduğu gibi hastalığın bulaşma riski nedeniyle durdurulmuyordu. Çünkü sinema salonları kapanınca, yeni filmlere olan talep aniden durmuştu. Herkes bunun, sonun başlangıcı olduğunu düşünüyordu. 

Salgın, tüm dünyada iç burkan bir şekilde devam ediyordu. Buna rağmen, küçük stüdyolar bir ay bile kapalı kalmanın finansal olarak imkansız olduğunu gördü. Ekim ayının ortalarında birkaç küçük yapım şirketi bir araya geldi. Kaliforniya Kongresi’ne öfkeli bir mektup yazdılar. Film endüstrisini sürdürmek için destek talep ettiler. Çalışanları maaş alamazsa, Özgürlük Tahvilleri ödemelerini yapamayacaklarını söylediler. Bu durum, Amerika’nın savaş için topladığı desteğe büyük bir darbe demekti. 

Birkaç hafta sonra, ateşkes imzalandı ve savaş bitti. Yapım şirketlerinin ürettiği çok sayıda savaş filmine olan ilgi de kısa sürede kayboldu. İnsanlar, salgın yüzünden filmin çekiciliğinin bitip bitmediğini tartışır olmuştu.

İlgini Çekebilir:  Pokémon: Detective Pikachu

Buna rağmen, film çalışmalarının Kasım ayı başlarına kadar sürdüğü görülüyor. 24 Ekim’de, filmlerde kalabalık sahneleri yasaklayan kurallar yayınlandı ve film çekimleri sırasında toplanan kalabalığın dağıtılacağı duyuruldu. Dönemin ünlü yıldızlarından Lillian Gish, Sunset Studio’da çalışırken influenzaya yakalandı. Kız kardeşi Dorothy, oyuncu Olive Thomas ve senarist Frances Marion da bu sebeple enfekte oldular. İnfluenzaya yakalanan ünlüler arasında Mary Pickford, Margaret Dumont, Anna Q. Nilsson ve genç Walt Disney gibi isimler yer alıyordu.

Dorothy ve Lillian Gish, Orphans of the Storm filminde.

Bazı stüdyolardaki güvenlik görevlileri, her ziyaretçiye dezenfektan püskürtmeye başladı. Bazıları kuru mayanın, gribi uzak tuttuğuna inanıyordu. Robert Brunton Stüdyolarında, Kızılhaç hemşiresi misafirlere çeşitli tozlar serpiyordu. Yapımcı Thomas Ince, tüm çalışanlarına “sigara içmeye önemli ölçüde müdahale eden” maskeler vermişti. Motion Picture World, çalışanlarına “defne ve şeytantersi gibi hoş kokulu otların tozuyla dolu küçük keseler” dağıttı. İnsanlar bu keseleri boyunlarına asıyordu. Stüdyodaki kedi ve köpeklerde bile bu keselerden vardı. 

Alınan tüm bu “bilimsel” önlemlere rağmen, salgın hızla devam etti. Hollywood haftada 17 milyon dolara yakın para kaybediyordu. Birçok küçük şirket kepenk indirdi. Ortaya çıkan silkelenme, büyük şirketlerin daha da büyümesine neden oldu. Üretim, dağıtım ve gösterim süreçlerini elinde tutan stüdyolar ortaya çıktı. Salgın, savaşın sonuyla birleştiğinde mega Hollywood denen canavar doğdu. 

Mevcut salgın sonrasında, internet yayınlarına ne olacağını bilmek imkansız. Ama salgından daha uzun ömürlü olacağından şüpheleniyorum. Erişim kolaylığı, izleyicileri filmlerin çevrimiçi versiyonlara yönlendirebilir. Stüdyolar da vizyon tarihlerini, buna bağlı olarak düzenlemeye başlayacaktır. Karantina bittikten sonra, stüdyoların bir anda eski gösterim modeline dönüp dönmeyeceği aklımı kurcalıyor. Sinema gösterimlerinin, yalnızca özel etkinliklere dönüşmesi uzak bir hayal gibi gelmiyor. Roma ya da Marriage Story gibi filmler, internet yayınlarıyla yakın zamanlarda özel gösterim şeklinde, kısa süreli olarak vizyona girdi. Öyleyse, bu sisteme tümüyle de geçilebilir. Sonuç olarak, vizyon gösterimleri, stüdyolara gişeden önemli bir kar bırakıyor. Ama kendi servisleri olan stüdyolar, internet yayınlarıyla tüm keseyi cebe indiriyor.

İlgini Çekebilir:  Star Wars Oyuncusu Andrew Jack Covid-19'a Yenik Düştü

Çekimi biten filmlerin vizyondan çekilmesi, ilk aşamada stüdyoların karşılaştığı krizlerden biri. Ancak uzun vadede prodüksiyonu durdurulan filmler, daha büyük bir tehdit gibi görünüyor. Sinema salonları ya da internet yayıncıları fark etmiyor – hepsinin sürekli yeni içeriğe ihtiyacı var. Çekimi durdurulan The Nightingale’in yapımcısı Elizabeth Cantillon’a göre, “yakın zamanda sadece insanların yatak odalarında konuştuğu bir sürü YouTube videosu kalacak.”

İster istemez insanın aklına, Jafar Panahi’nin ev hapsindeyken (film yapma yasağı sürerken) çektiği This Is Not a Film geliyor. Panahi filmde komşularını görüyor, asansöre biniyor ya da kafasını kapıdan dışarıya çıkarıyor. Ama çoğunlukla, yatak odasında tek başına konuşuyor. Roberto Rossellini’nin The Human Voice’unu da hatırlatıyor. Film, Jean Cocteau’nun bir oyununa dayanıyor ve Anna Magnani’yi sadece yatak odasında telefonla konuşurken görüyoruz.

Tabii, bunlar birer istisna. Yanlış anlamayın, YouTuber’larla bir alıp veremediğim yok. Ama Türk sinemasına yaptıkları, bende Vietnam flashback’lerine sebep oluyor. Bu nedenle, dünya genelindeki Youtube içerik üreticilerinin de sinemanın gelişimine öncülük etmesi gibi bir ihtimal göremiyorum. Kutu açılımı ya da slime videolarının, İtalyan Yeni Gerçekçiliği ya da Fransız Yeni Dalgası gibi akımlara dönüştüğünü düşünsenize. Le mépris filminde Paul’ün de dediği gibi, “gerçekten korkunç!”

Kaynakça:

Hampton, B. B. (1970). History of the American Film Industry: From Its Beginnings to 1931. New York: Dover.

Koszarski, R. (2005). Flu Season: “Moving Picture World” Reports on Pandemic Influenza, 1918-19. Film History, 17(4), 466-485.

İlk yorum yapan sen ol

Cevap yaz