Uncut Gems, muhtemelen bu yılın en yoğun ve agresif filmi. Bunu bir iltifat olarak söylüyorum. Tüm yıl boyunca gördüğüm en gergin ve vurucu final sekansına sahip. Klostrofobik, kirli ve gürültülü bir film, tıpkı New York gibi. Eğer Good Time bir kabussa, Uncut Gems 130 dakika süren bir panik atak. Safdie Kardeşler, stres seviyelerimiz için kötü ama sinema için harika bir filme daha imza atıyor. 

Film, Afrika'daki açılış sekansıyla The Exorcist'i hatırlatıyor; ama kamera Adam Sandler'ın kolonuna girdiğinde her şeyin çok daha şeytani ilerleyeceğinden emin oluyorsunuz. Bir kapıyı açmaya çalışmak gibi en küçük anlarda bile, Safdie Kardeşler çılgınlık katmanına bir şeyler ekliyor. Uzun süre bu katmanı dizginlemeyi de başarıyorlar. Bunun da etkisiyle gürültülü ve stres dolu film, büyük bir patlamayla bitiyor. 

Adam Sandler (ya da Safdie Kardeşler'in deyimiyle The Sandman) her şeyini ortaya koyuyor. Canlandırdığı Howard Ratner karakterinin her santimini titizlikle işliyor. Olgunlaşmamış, kendini beğenmiş, alaycı, aşırı milliyetçi ve üzgün küçük bir adam, Ratner. Bu özellikleri de onu, başka kimsenin oynayabileceğini düşünmediğim bir karakter yapıyor. Howard, mecazi anlamda mezarını daha derin kazmaya devam eden, beş para etmez bir adam - kesinlikle nefret edeceğiniz biri. Öte yandan, filmdeki diğer tüm karakterler de öyle. Her biri aşağılık ve açıkçası başlarına geleni hak etmediklerini söyleyemeyiz. Ama Ratner gibi bir adamla bile öylesine özdeşleşiyoruz ki her şeyin yerle bir olmayacağını, sonunda kazanacağını umuyoruz. 

Oyuncu olanlar ile olmayanları bir araya getirmek cesurca, ama karşılığını fazlasıyla alıyor. Kevin Garnett ya da The Weeknd gibi ünlüler, cameo'dan ziyade, etten kemikten insan olduklarını gösteriyorlar. Bu da filmin gerçekçiliğini artırıyor. Safdie Kardeşler'in basketbol tutkusu da yine kendini bir hayli gösteriyor. Hatta, kimi yerlerde basketbola yazılmış bir aşk mektubu havası var. Hikaye, gerçekten de 2012 NBA sezonu sonrası tersine mühendislikle elde edilmiş gibi. NBA izleyicisi olmayanlar bile, Kevin Garnett'in maç kazanma hırsını ve üzerindeki baskıyı hissedebiliyor. 

Garnett, Boston Celtics'e geldiğinde 31 yaşındaydı ve gelir gelmez takımı 1985-86 sezonundan bu yana ilk kez şampiyonluğa taşıyan isimlerden oldu. 2010 yılında ciddi bir diz sakatlığı geçirdi, sonrasında eski performansını hiç yakalayamadı. Buna rağmen, hırsından hiçbir şey eksilmedi. Evet, eskisi kadar iyi oynamıyordu; ama bu kötü oynadığı anlamına gelmiyordu. Filmin, merkez aldığı 2012-13 sezonunda 36 yaşında olan Garnett, hala yeni yeni yetmeler gibi sahada oradan oraya koşturmaya, takımı için çalışmaya devam ediyordu. Josh Safdie, TIFF gösteriminden sonra yapılan soru-cevap sırasında filmin mistisizmi ve batıl inançları keşfettiğinden bahsediyordu. Taşlar yerine oturuyor. Garnett'in, Howard Ratner'dan aldığı siyah opal taşla olan ilişkisi daha berrak bir bağlam kazanıyor. Bir adamın elindeki batıl inanç nesnesiyle, kaybettiği gücünü yeniden bulma umudunu anlayabiliyoruz. İnanması güç ama, NBA'de trash talk'ıyla ve kavgacılığıyla tanınan Garnett, bu filmdeki en masum insan. 

Safdie Kardeşler bu zamana kadar çektikleri 5 uzun metrajlı filmle, New York'un beş bölgesinde beş farklı insani yozlaşma hikayesi anlattı. Bu hikayeler anarşik olmanın yanı sıra, onları büyüten şehre gösterdikleri sevginin de bir yansıması aslında. Kişisel çıkarların, insanların her hareketini nasıl şekillendirdiği fikrini, nevrotik mizah duygularını bırakmadan ele alıyorlar. Bu nedenle, vıcık vıcık duygusal olmayan dramlar ortaya çıkarmayı başarıyorlar. 

Uncut Gems, Darius Khondji’nin incelikli sinematografisi ve Lopatin'in inanılmaz müzikleri sayesinde Safdie Kardeşler'in geçmiş çalışmalarından daha gösterişli. Adam Sandler'ın unutulmayacak performansıyla ekrana yansıttıkları kaos, sadece teknik değil; aynı zamanda yaratıcılık anlamında da dur durak bilmiyor. Şöyle bir düşünün, günün sonunda hangimiz pırlanta kaplı bir Furby istemedik ki?