2019 korkunç CGI yaratıklarının yılı, artık buna eminim. Orijinallik aramayı uzun yıllar önce bırakan Hollywood, şimdilerde teknik ustalığı da umursamıyor. Eski filmleri, özensiz live-action'lar olarak ısıtıp ısıtıp önümüze sunuyor. Bir zamanlar sevdiğimiz karakterler, CGI tezgahından geçince sevilecek bir yanları da kalmıyor. Hollywood adını yüksek yamaçlara yazdırmış olabilir. Ancak şu sıralar takılmayı en sevdiği yer tekinsiz vadi.

Tekinsiz vadi, film ve oyun yapımcılarının, bir de robotik mühendislerinin aşması gereken büyük bir sorun. Bir insan gördüğümüzde, onu nadiren ürpertici buluyoruz. Görünüşü insanı fazlaca andıran robotlar için ise aynısını söyleyemeyiz - Sophia'yı bir düşünün. Bu durumu robot bilimci Masahiro Mori, tekinsiz vadi (uncanny valley) kavramıyla açıklıyor. Aslına bakarsanız, bir robot görünüş olarak insanı andırmaya başladıkça, ona sempati duymaya başlıyoruz. Bu benzerlik belli bir noktayı geçtikten sonra, yani robotu insandan ayıramaz hale geldiğimizde ona karşı duygularımız tersine dönüyor. Paniklemeye ve ondan korkmaya başlıyoruz. Çünkü karşımızdakinin gerçek bir canlı olmadığını biliyoruz, ama ürkütücü derecede canlı duruyor. Zihnimizde robotu canlı ya da cansız olarak kategorize edemediğimiz için ondan tiksiniyor ve rahatsız oluyoruz. 

İşte bu yıl, bu tiksinti halini sıkça yaşadığımız filmleri sizler için bir araya getirdim.

 

4. Lion King (yön. Jon Favreau)

Orijinal Lion King'i benzersiz, eğlenceli, duygusal ve iyi hale getiren her şeyi çıkardığınızda elinizde 2019 versiyonu kalıyor. Film, orijinalini bu kadar özel yapan noktayı kaçırıyor. Eğlenceli ve sevimli karakterlere sahip olmak, animasyonda olduğu gibi derin duyguları kullanmak gibi bir çabası yok. Tüm karakterler, hareket eden içi doldurulmuş hayvanlara benziyor. Duygularını bilgisayar efektiyle ifade edemedikleri gibi, seslerine de yansımıyor. Satırları okumak için tonla para ödenen ünlülerin hiçbiri karakterlere bir şeyler ifade etme şansı vermiyor. Jon Favreau, ifadesiz hayvancıklarıyla birkaç milyar dolar kazanmış olabilir. Ama sinema tarihi Gus Van Sant'ı affetmediği gibi, onun da yakasını bırakmayacak.

 

3. Aladdin (yön. Guy Ritchie)

Eğer bir cinim olsaydı, ilk dileğim bu filmin yeniden çekilmemesi olurdu. Orijinal Aladdin kusursuz bir şekilde inşa edilmiş, enerjik, hızlı tempolu, sevgi dolu ve güçlü bir yolcuğu anlatır. Şarkılar da kolaylıkla hikayeye dahil oluverir. Karakterler şarkıya girerek, animasyon ortamını müzikal tarzla birleştirmeden ifade etmeleri imkansız olan duygularını paylaşırlar. Fakat bu yeni versiyonunda her şey karışık, ruhsuz ve tekrarlayıcı. Hiçbir unsur doğru şekilde işlemiyor. Will Smith'in, Robin Williams efsanesini yaşatmak için elinden geleni yaptığını kabul etmek gerek. Ancak diğer oyuncuların şarkı söylemeyi ya da oyunculuk yapmayı bilmemesi pek yardımcı olmuyor. Şaşırtıcı ama Will Smith'in tekinsiz vadinin derinliklerinden gelen masmavi suratı filmdeki en kötü şey değil. 

 

2. Sonic the Hedgehog (yön. Jeff Howler)

Her bir nostalji kırıntısının toplandığı bu popüler kültür cehenneminde, korkunç hiper gerçekçi bir yaratık kendini ayrı bir noktaya koymayı başardı. Elbette Sonic'ten bahsediyorum. Üstelik vizyona girmedi bile! Yalnızca fragmanından gördüğümüz kadarıyla Sonic, inanılmaz derecede rahatsız edici. Her yaştan, her kesimden insanda yıllar sürecek bir travma yaratmak amacıyla bilerek böyle kötü tasarlanmış gibi. Orijinal Sonic, bir kirpiden ilham alınarak yaratılmış bir oyun karakteri. İşin içine CGI girince neden bu kadar insansı durduğunu anlamak imkansız. Her şeyden önce, neden dişleri var? Vücudu neden bu kadar orantısız? Neden gözlerinin arkasında hiçbir şey yok? Bu şekilsiz formda yeniden hayat bulması yetmezmiş gibi, Quicksilver'ın beş yıl önce X-Men: Days of Future Past'ta herkesi etkileyen sahnesini çalarak insanların kalbini kazanmayı umuyor. Hiç şansın yok, seni mavi ucube.

 

1. Cats (yön. Tom Hooper)

Bird Box filminde insanların ölmeden önce ne gördüklerini biliyor musunuz? Muhtemelen Cats filminin fragmanını. Ian McKellen, Judi Dench, Jennifer Hudson, Idris Elba, Taylor Swift ve Jason Derulo gibi tuhaf bir ünlü karışımı, katran ve tüye bulanıyor. Kedileri oynadıkları düşünülünce, görünüş olarak hala fazlasıyla insanlar. Hatta yalnızca tüyleri olan insanlara benziyorlar. Bir furry için bu filmi izlemek yaşayacağı tek güzel an olabilir. Ancak biz normal insanlar, sadece fragmanda bile sadece üç kez gözlerimizi çamaşır suyuna yatırma ihtiyacı hissediyoruz. Her şey bir kenara, bu filmin hedef kitlesi kim olabilir? Universal stüdyolarının izleyici kitlesi, bale yapan ve kimin cennete gideceğini tartışan hümanoid kedilerin olduğu 80'ler müzikal adaptasyonları hayranı mı? Tamam, müzikal tüm dünyada inanılmaz popülerdi, ancak filme çekilecek bir izleyici kitlesinin garantisi yok. Bu sadece eleştirel olarak değil, ticari açıdan da stüdyo için bir intihar sözleşmesi.