Üç farklı kuşaktan, üç erkek... İkinci Dünya Savaşı'ndan post-komünist Macaristan'a uzanan ulusal bir taşlama, Taxidermia. Bunu da eril arzunun ve bedensel iğrenmenin sınırlarını zorlayarak yapıyor.

Birinci bölümde, İkinci Dünya Savaşı arka planda. Bir üsteğmenin evinde yardımcılık yapan asker Vendel Morosgoványi'nin (Csaba Czene) hikayesini izliyoruz. Kırsalda, dış dünyadan tümüyle kopuk bir ev. Üsteğmen, tombul karısı ve iki kızıyla birlikte yaşıyor. Vendel de evden ayrı, dışarıda ahır olarak kullanılan kulübede kalıyor. Üsteğmenin aşağılamaları eşliğinde evin bütün işlerini üstleniyor. Filmin bu bölümünde, Vendel'in garip ve "aşağılık" vücudu merkezde. Yarık dudaklı, çelimsiz ve pis bir asker. Akşamları ahıra çekildiğinde, yalnızlığını ve üsteğmene kölelik etmenin getirdiği stresi atmanın yolunu tuhaf mastürbasyon yöntemlerinde buluyor. Vendel'in bu eylemleri, yakın ve uzun çekimlerin arka arkaya dizilmesiyle izleyiciye gösteriliyor. Sıklıkla kesmelere yer verilse de, kamera hiçbir zaman hareket etmiyor. Böylelikle, onun fantezi ve fetiş dünyasına ait gizli ritüelleri öğreniyoruz; ama hiçbir zaman onun da bizim gibi duyguları olan bir insan olduğu izlenimi oluşmuyor. Kamera, Vendel'e ahırda birlikte yaşadığı hayvanlardan, özellikle beslemesi gereken domuzdan farklı yaklaşmıyor.

O domuz ziyafet için kesilirken uzun bir sekans izliyoruz. Ölü domuzun derisi yüzülüyor, parçalanıyor ve pişiriliyor. Domuzun ölüsünden fışkıran iç organlarına yapılan aşırı yakın çekimlere de bolca yer veriliyor. Öyle ki domuz eti, insan etine eş değer görülüyor. Vendel de tıpkı o domuz gibi et parçası durumuna indirgeniyor. Yönetmen György Pàlfi'nin sıra dışı kurgusu, bizleri tuhaf bir noktaya yerleştiriyor: Vendel'in çaresizliğine empatiyle yaklaşsak da bu kadar tuhaf olması, onunla özdeşleşmemizi imkansız hale getiriyor.

İlerleyen zamanlarda üsteğmenin tombul karısı, onu baştan çıkarıyor. Vendel üsteğmenin karısıyla birlikte olurken, üsteğmenin iki kızının ve domuzun da hayalini kuruyor. Sekans bir rüzgar gibi geçiyor. Üsteğmen onları ahırda yakalıyor. Vendel’in suçunun cezası, başına aldığı bir kurşun. Üsteğmenin karısı, kendisi gibi tombul bir erkek çocuğu dünyaya getiriyor. Bu bebek, büyük ihtimalle Vendel'le aşklarının bir meyvesi. Ama üsteğmen onu kendi oğlu olarak kabul etmeye hazır. Tek sorun, bebeğin küçük bir domuz kuyruğuyla doğması. Ama üsteğmen cımbızı kaptığı gibi sorunu “kökten” çözüyor.

Böylece ikinci bölüme, yani komünist rejimin etkisindeki Macaristan'a geçiyoruz. Kuyruğu kesilse de domuz, domuzluğunu kaybetmiyor. Kálmán Balatony (Gergely Trócsányi), hızlı yeme yarışlarında vücudunun sınırlarını zorlayan bir atlet. Gerçekten de hızlı yeme yarışmaları olsa da Pàlfi, bunu çok daha farklı bir boyutta ele alıyor. Her şeyden önce, onun dünyasında yeme yarışmaları olimpik bir spor. Komünist devlet tarafından önemseniyor ve teşvik ediliyor. “Sporcular” çocukluktan yetiştirilmeye başlıyor. Sert bir koç eşliğinde domuz gibi yiyor, şiştikçe şişiyorlar. Sıkı bir eğitim ve disiplin söz konusu. Doğu bloku ülkelerinde alışılmış bir durum.

Kálmán’ı ilk kez, büyük bir yeme yarışmasında görüyoruz. Bedensel iğrenme üzerinde yükselen bölümde kamera, Kálmán ve diğer sporcuların şişmiş vücutları üzerinde geziniyor. Çorba, puding, havyar ve çikolata karışımını ya da içi sargı bezi gibi şeylerle dolu "at sosisini" midelerine indiriyorlar. Dev kalabalık, tezahüratlar ve alkışlar eşliğinde yarışmayı izliyor. Devre aralarında sporcular daha çok yemeğe yer açabilmek için kusarken kamera bunu üstüne basa basa gösteriyor. Uzun ve hareketli çekimler sayesinde, tüm yarışmacılar ve Kálmán yatay çevrinmelerle bize tanıtılıyor. Bu çekimler, ilk bölümdeki durağanlıktan farklı. Vendel'in eylemleri mahrem, dolayısıyla ağır bir kurgu var. Öte yandan Kálmán'ın hareketleri dışarıya yönelik, yani bir izleyicinin varlığını farz ediyor. Yarışma çılgınca devam ediyor, Kálmán yiyecekleri hızla yiyor ve çıkarıyor. Sekans, Kálmán'ın çenesinin kilitlenip ağzında kaşıkla yere yığılmasıyla son buluyor.

Kálmán, alışılmadık vücuduna ve mesleğine rağmen, Vendel'in hayal edemeyeceği kadar normal bir hayat sürüyor. Kadınlar Hızlı Yeme Şampiyonu, Gizi Aczél'le (Adel Stanczel) olan mutlu birlikteliği, sahilde ya da teleferikte verdikleri klişeleşmiş romantik pozlarla gösteriliyor. Zaman geçiyor, Gizi ve Kálmán evleniyor. Ne var ki, Gizi düğün günü Kálmán'ın baş rakibiyle birlikte oluyor. Evlendikten sonra, Gizi'nin hamile olduğunu öğreniyorlar. Kálmán çocuğun kendinden olduğuna şüphe duymuyor bile. Doktor, sağlıklı bir hamilelik için Gizi'ye sadece sebze yiyebileceği bir diyet öneriyor. Kálmán da doktora rüşvet veriyor. Çünkü var olan komünist düzende, paran ve ayrıcalığın olduğu müddetçe her şey pazarlığa tabi. Gizi, kayıtlara hamile olarak değil de rahminde tümör olan bir kadın olarak geçiyor. Böylece hızlı yeme yarışmalarında yer almaya devam edebiliyor. Başarılı sporcular olarak Kálmán ve Gizi, Komünist Parti'nin düzenlediği bir yat gezisine davet ediliyor. Partinin önde gelenlerine hünerlerini göstermek için kırk beş kilo havyarı yirmi dakika içinde yiyorlar. Bu çılgın gösteriden sonra Gizi hastalanıyor ve Lajoska'yı (Marc Bischoff) prematüre olarak dünyaya getiriyor. Lajoska anne ve babasının aksine, sıska ve çelimsiz bir bebek.

Lajoska'nın yetişkinliği, bizi filmin üçüncü bölümüne götürüyor. Lajoska'nın küçük bir tahnit dükkanı var. Son derece sıkışık ve klostrofobik bir yer. Doldurulmuş çeşit çeşit vahşi hayvanın yanı sıra, duvarda Michael Jackson'ın posteri de var. Post-komünist Macaristan'ın, kapitalist kültürden payını aldığını da anlıyoruz. Lajoska’nın kendine ait bir yaşantısı yok. Her gün aynı rutini takip ediyor. Dükkanını kapattıktan sonra markete gidiyor, otuz kilo margarin ve sekiz yüz adet şeker alıyor. Kasiyer kıza çıkma teklif ediyor. Kız onu reddetmeye bile tenezzül etmiyor, sadece görmezden geliyor. Reddedilmesinin ardından kafeye gidip küçük bir masada tek başına oturuyor. Sonra babasıyla kaldığı eve, kedileri beslemek ve temizlik yapmak üzere geri dönüyor.

Kálmán, fiziksel ve ruhsal olarak tam bir canavara dönüşmüş. Gizi onu uzun zaman önce terk etmiş (bir ara, televizyonda Gizi'yi Amerika Hızlı Yeme Takımı'nın koçluğunu yaparken görüyoruz). Kálmán o kadar şişmanlamış ki, oturduğu koltuktan bile kalkamıyor. Etten bir dağ adeta. Tüm gününü televizyon izleyerek ve Lajoska'nın getirdiği şekerleri, paketini bile açmadan yiyerek geçiriyor. Eskiden nasıl bir şampiyon olduğunu tekrar edip duruyor. Kendine acımaktan başka yaptığı bir şey yok. Tutkusunun son kırıntısını da kedileri margarinle şişmanlatıp, onları hızlı yeme konusunda eğitmek için kullanıyor. Kediler, evin demir parmaklıklarla kapatılmış bölümünde yaşıyor. Burada olmaktan hoşnut değiller, öfkeli öfkeli miyavlıyorlar. Lajoska ev işlerini yapmaya geldiğinde, Kálmán ona küfür ve hakaretler yağdırıyor. Çelimsizliği ve uysallığı, Kálmán'ı tiksindiriyor.

Yine babasından azar işittiği bir gün, Lajoska öfkeyle evi terk ediyor. Bu arada kedilerin kafesini kilitlemeyi unuttuğunun farkında bile değil. Döndüğünde, Kálmán'ın cansız bedeni ve karnındaki yarıktan fışkıran bağırsaklarıyla karşılaşıyor. Ya yemekten çatlamış ya da kafesi açık bulan kedilerin saldırısına uğramış. Her iki durumda da kediler, Kálmán'ın yağlı vücuduyla güzel bir ziyafet çekmiş.

Lajoska, babasını tıpkı bir hayvan gibi dolduruyor. Michael jackson'ın giydiği sarı yaldızlı pantolonlardan giydirerek, onu bir heykele dönüştürüyor. Arkasından benzer bir sona hazırlanıyor. Dişlilerin ve iplerin sarmaladığı karmaşık bir makine yapmış. Kendini bu makineye bağlıyor. Bu sayede, hala hayattayken kendi kendini tahnit edebilecek. Aşırı yakın çekimlerde Lajoska'nın makine yardımıyla iç organlarını çıkarmasını, etini kesip biçmesini, tüplerden akan sıvıları ve dikiş atılan etini izliyoruz. Son saniyede, Lajoska bir düğmeye basıyor. Makine, Lajoska'nın başını ve havaya kaldırdığı sağ kolunu kesiyor. Böylece kendisini de bir Yunan heykeline dönüştürüyor.

Taxidermia, bir kurtuluş yolu sunmuyor. Üç ayrı siyasal ve toplumsal biçimin de korkunç olduğunu savunuyor çünkü. Sistemlerdeki çıkmazlar, karakterlerimizin erkekliğinde beliren işlev bozukluklarıyla açıklanıyor. Genellikle böyle bir durumu “erkeklik krizi” olarak adlandırabiliyoruz. Ancak, György Pàlfi bunu bir adım ileriye götürerek erkeklik krizinin, kronik ve durmadan tekrarlayan bir şey olduğunun altını çiziyor. Vendel’in cinsel açlığı, askeri hiyerarşi ve otoriteyle ilişkili. Kurduğu fanteziler, katı sosyal düzende ona açık olan tek eylem. Ne var ki, zevk adına yaptıkları sınırları ihlal ediyor. Bu yüzden üsteğmenin onu infaz etmesi kaçınılmaz oluyor. İkinci bölüm, propagandayı ve komünizmin getirdiği zorunlu toplumsal katılımı hedef alıyor. Kolektifin yüceltilmesinin mide bulandırıcı boyutlara varabileceğini savunuyor. Argümanını da Kálmán’ın şişmiş vücudu ve iğrenç yeme alışkanlığı üzerinden temellendiriyor. Kálmán şampiyon olmasının ayrıcalıklarını fazlasıyla görüyor. Ama zamanla bir kenara atılıyor, kendine acıma duygusuna ve aciz öfkesine boyun eğiyor. Üçüncü bölümde, eski komünist ülkelerin kapitalizme geçiş döneminde yaşadığı şok görülüyor. Kálmán'ın varlığı, Macaristan'ın komünist mirasının, yaşayanlar üzerine bir kabus gibi çöktüğü anlamına geliyor. Lajoska'nın kendine ve topluma yabancılaşması da kapitalist yaşamın getirisi. 1989 yılından önce Macarların hayal ettiği Batılılık ve bolluk, bir süpermarket olarak vücut buluyor. Steril floresan aydınlatmalar, parlak ambalajlı ürünler ve müşterileriyle iletişimden kaçan bir kasiyer... İşte size modern yaşam! Lajoska bu dayanılmaz yabancılaşmadan kurtulmak için önce kendini yok ediyor, ardından estetik anlamda yeniden yaratıyor.