Önceki filmi Star Wars: The Last Jedi fazlasıyla liberal olduğu için eleştirilen Rian Johnson, Knives Out'la işleri düzeltmek istiyor gibi. Ancak kendinin farkında olan, siyasi mesajlarla süslü Knives Out, Johnson'ın şu ana kadarki en kötü filmi.

Agatha Christievari bir polisiyeyle karşı karşıyayız. Hikaye, polisiye romanlarının ünlü yazarı Harlan Thrombey'in (Christopher Plummer) 85. doğum günü partisinin ertesi sabahı ölü bulunmasıyla başlıyor. İlk bakışta intihar gibi görünen ölümünde yanlış olan bir şeyler var. Böylece tüm Thrombey ailesi şüpheli konumuna geliyor. Bu noktaya kadar klasik bir dedektif hikayesi gibi ilerlese de Johnson, hikayeyi tamamen dönüştüren erken bir karar alıyor. Filmin başlarında yapılan bir geriye dönüşle suçlunun aslında hiç şüphelenmediğimiz biri olduğunu öğreniyoruz. Bu noktadan sonra film, "Suçu kim işledi?" gizeminden ziyade "Suçun sonuçları ne olacak?" sorusuyla ilerliyor. Yoksa hala bilmediğimiz şeyler mi var? The Last Jedi için yapılan "kafa karıştırıcı" yorumlarıyla yeniden uğraşmamak için olacak, Johnson riske girmiyor. Merakımızı 30 dakika içinde, kolayca anlaşılan bir "şaşırtmacayla" giderebiliyoruz. Sonrasında bize, kalan 100 dakika boyunca karikatürize karakterlere katlanması kalıyor. Johnson, senaryosuyla izleyiciden bir adım önde olduğunu düşünedursun, biz varış çizgisine gelmiş oluyoruz. 

Soruşturmayı yöneten Benoit Blanc (Daniel Craig), Hercules Poirot'tan esinlenilmiş, değişik bir dedektif. Güneyli aksanı bize Looney Tunes karakteri Foghorn Leghorn'u hatırlatıyor. Eğer izlerken bunu fark edemezseniz, üzülmeyin. Johnson, hiçbir şakanın gözden kaçmaması için çabalıyor. Kendine dönük bir film (!) olduğu için Craig'in aksanını neye benzetmeniz gerektiğini size açıkça söylüyor zaten. Bu aksanı duymak zorunda kaldığımız 130 dakika boyunca Daniel Craig'e bu rolü kabul ettiren hayatı sorguluyoruz.

Thrombey ailesi ise "Yıldız oyuncularla dolu bir kast nasıl heba edilir?" sorusunun yanıtı. Thrombey'in büyük kızı Linda (Jamie Lee Curtis), tırnaklarıyla kazıyarak kurduğu şirketiyle övünüyor. Ama aslında şirketi kurması için babası ona bir milyon dolar vermiş. Tıpkı Trump gibi! Başta sizi siyasi mesajlar var diye uyarmıştım. Linda'nın kocası Richard (Don Johnson) ise yerli dizilerimizden aşina olduğumuz zampara ve şakacı damat. Knives Out Türkiye'de çekilse bu rolü Levent Ülgen oynar, o derece. Thrombey'in oğlu Walt (Michael Shannon) babasının yayınevini yönetmeye çalışan gergin bir tip. Romanların film haklarını Netflix'e satmak istediği için babasıyla çatışıyor. Bu sene her yönetmen, her oyuncu Netflix'le ilgili fikir beyan ettiğinden, Johnson da geri kalmak istemiyor elbette. Joni (Toni Collette), Thrombey'in merhum oğlunun eşi. O bir "influencer" ve yılan yağı sattığı Flam adında bir markası var. Gwyneth Paltrow'un sağlık zırvalarıyla dalga geçmek 2017'de kalmış olsa da birilerinin bu ateşi canlı tuttuğunu görmek sevindirici. Linda ve Richard'ın oğlu Ransom (Chris Evans) ise ailenin yüz karası. Herkese saygısız ve kaba davranan, dolayısıyla sevilmeyen bir tip. Chris Evans'ın gerek Marvel filmlerinde gerek sosyal medyada kurduğu "efendi çocuk" imajını kırması güzel bir nokta. Marta (Ana de Armas) ise Thrombey'in yasadışı olarak Amerika'ya gelmiş hemşiresi ve bu hayatta onu gerçekten umursayan tek insan. Ama nedense içinde bulunduğu durumun duygusal karmaşasını ya da suçluluğunu yaşamıyor.

Johnson, bir filmi nasıl iyiymiş gibi göstereceğini bilen, ancak gerçekte iyi bir film yapmayı bilmeyen bir yönetmen. Knives Out, başta bir şeyler vadediyormuş gibi görünüyor, ancak tek boyutlu karakterlerle ve gereksiz açıklayıcı diyaloglarla dolu. Eğer bir hiciv ise, neden tek bir iyi gözlem yapamıyor? Parodiyse, neden komik değil? Gerilimse, neden heyecan verici değil? Ve eğer bir gizemse, neden şaşırtmacalar bu kadar belli? Filmle ilgili tek gerçek gizem, Rotten Tomatoes'ta nasıl %97 aldığı.