Joker'in en müthiş yönlerinden biri, geçmişinin tam bir gizem olması. Bu nedenle hakkında yapılmış doğuş hikayelerinden her biri eşit derecede akla yatkın geliyor. Ancak, Joaquin Phoenix'in Joker portresi, karakteri daha önce hiç görülmemiş bir yöne götürüyor. 

Phoenix yine bildiğimiz gibi demek isterdim, ama alışkın olduğumuzun çok üstünde bir iş çıkarıyor. Onun tasviri geçmişte gördüklerimizden çok farklı. Uzun süre etkisinden çıkamayacağımız bir performans. Hikayeyi aslında hepimiz biliyoruz. Arthur bir noktada Joker olacak, bu kaçınılmaz. Bombanın patlayacağını biliyoruz, ama ne zaman ve nasıl olacağını kestirmek mümkün değil. Arthur'un kafasından geçenler yavaş yavaş açığa çıkıyor ve Arthur, doğal bir ilerlemeyle Joker kimliğine bürünüyor. Ürkütücü olan da bu.

Bir kesimin, Joker'in nasıl bir karakter olduğunu bildiğinden karaktere sempati duymak istemediği için ya da sadece politik inançlarına dayanarak filmi yargıladıklarını düşünüyorum. Kabul ediyorum, Todd Phillips onun için üzülmenizi sağlamaya çalışıyor. Ama açık olmam gerekirse, bu beni rahatsız etmedi. Çünkü ne yapmaya çalıştığını anlayabiliyorum ve buna kapılıp kapılmamak elimde. Ben onu neyin zorladığını anlamak istiyorum - bu onun için üzülmekten farklı. Günün sonunda o, hala bildiğimiz acımasız ve kaçık Joker. 2019 yılında insanlar kültürel eserleri temsiliyet konularına, modern kültürel değerleri ne kadar iyi yansıttığına, insanlar için “zararlı” olup olmadıklarına ve politik sol / sağ bölünmesinin hangi tarafına düştüğüne göre değerlendirmeye fazla meyilli. Böyle argümanlarla bir filmin sanatsal ve görsel kalitesinin göz ardı edilmesinden bıkmış durumdayım.

Bununla birlikte, çizgi romanla arasında büyük farklar olduğu için de eleştirileceğini biliyorum. Ancak çizgi romanı seven biri olarak, bu da beni rahatsız etmedi. Yıllardır, Batman'e yapıştırılan "vigilante" sıfatının Joker için kullanılmasına bayıldım. Bunu tamamen alternatif bir evren olarak görüyorum. “Peki ya Joker bu şekilde başlasa?” fikri harika bir çizgi roman olurdu.

Bunu yazdığıma inanamıyorum ama bir ölçüde Phillips'i takdir etmek gerek. Sinematografi, yer yer fazla "esinlenilmiş" dursa da harika olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Kompozisonlar ve ışıklandırma çarpıcı. Elbette, Gotham her zaman karanlık bir yer. Ancak Phillips'in oluşturduğu Gotham Şehri tekinsiz, şiddet dolu ve soğuk görünüyor. Kısa bir mutluluk veya masumiyet anı bile elimizden hızla koparılıp alınıyor. Phillips bu filmle "The Hangover'ı çeken adam"dan daha fazlası olduğunu açıkça ilan ediyor. 

Son olarak, Hildur Guðnadóttir imzalı müziklerin atmosfer üzerindeki etkisine değinmek gerek. Sizi koltuğunuza çiviliyor ve rahatsız hissetmenizi sağlıyor. Filmin başından sonuna kadar, istikrarlı bir şekilde tekinsiz havayı koruyor ve mümkün olan en iyi şekilde tedirgin olmanıza neden oluyor.