"I will kill them all."

Serinin üçüncü filmi Parabellum, John Wick ile Yüksek Şura arasındaki gerilime odaklanıyor. Continental Hotel sınırları içerisinde Santino D'Antonio'yu öldürdürüp kuralları çiğnediği için Wick, tüm haklarından men edilmiş bir şekilde çıkıyor karşımıza. Onu öldüren kişinin ödülü de 14 milyon dolar! İlk iki filmdeki gibi John Wick 3 de başlar başlamaz, sizi yüksek tempolu bir kovalamacanın içine sokuyor. Serinin kendine has atmosferine ilk dakikadan giriş yapıyorsunuz. Kütüphanede başlayan dövüş sekansı, izleyici için bir ısınma turu görevi görüyor. İkinci filmi çok uzak bir zamanda izlemedik, ama yine de bu ''hoş geldin'' dövüşüne ihtiyacımız var doğrusu. Eline geçen her eşyayla adam öldürebilen John Wick, bu sefer de kalın bir kitapla işini hallediyor ve tabii ki şaşırmıyoruz.

Yağmurlu havalardan, çöl sıcaklığına kadar birçok farklı havayı da soluyoruz filmde. ''Aksiyon'' olma yolundaki görevini, başarıyla devam ettirse de bir yenilik yakalayabilmek zor. Dövüş sahnelerinin aşırılığı seyirciyi ister istemez yoruyor. Pek fazla diyalog olmaması da filmin aksayan yönlerinden. Uçuşan bıçaklardan, kitaplardan, köpeklerden, yumruklardan sonra bir mola istemek hakkımız, ama John Wick 3 buna müsade etmiyor. Teknik açıdan serinin diğer filmleri gibi başarılı olsa da senaryo bağlamında ''beklenen kadar'' tatmin etmiyor. İyi bir film, ama daha da iyi olabilirdi dememek elde değil. 

Filmin sonundaki twist, başka bir aksiyon filminde olsa bayat durabilecek bir şey iken, bu seriye yakışıyor. Bowery King'in (Laurence Fishburne) karizması seyirciyi etkisi altına alabiliyor. Bizler de dördüncü filme gönderilen selamı alıyor, intikam dolu, başarılı bir devam filmi bekliyoruz. Seri filmlere normalde sıcak bakmayan benim gibi insanlara bile kendini sevdiriyor, John Wick. Filmin asıl başarısı belki de budur.