Nisan ayında vizyona giren film, korku severlerden büyük beğeni aldı. Stephen King’in aynı adlı romanından uyarlanan Pet Sematary (Hayvan Mezarlığı), hikayesinin hakkını başarılı sinematografisiyle  veriyor. Aydınlık ve karanlık görüntülerin harmanlandığı Hayvan Mezarlığı’nın yönetmenliğini, Kevin Kölsch ve Dennis Widmyer üstleniyor. Küçük değişiklikler yapılsa da genel hikâyeye sadık kalınıyor. Yapılan değişikler seyirciyi rahatsız etmenin aksine, gerilim oranını artırıyor.

Şehirden kaçan bir ailenin başına doğaüstü şeylerin gelmesini anlatan filmin konusu, ilk bakışta klişe gelebilir. Fakat izledikçe, hikayenin çok daha karmaşık bir yapıya sahip olduğunu görüyoruz. Çeşitli hikâyeleri barındıran Hayvan Mezarlığı, seyircinin kafasında soru işaretleri yaratıyor. Farklı insan profilleriyle detaylandırılmasına rağmen hayatını kaybeden kız kardeşin varlığı, işleri karmaşıklaştırarak bizi ana hikayeden uzaklaştırıyor. Ancak, yaratıcı ve gerçekçi mizansenlerle yaratılan yan öykü de ana gidişat kadar ilgi çekiyor.

İnancın sorgulandığı Hayvan Mezarlığı, seyirciyi şaşırtan bir sonla bitiyor. Özünde hırslı olan babanın inançsız olması ve sonuna kadar gitmesiyle cezalandırıldığı mı, yoksa ödüllendirildiği mi konusu havada kalıyor. Anne profilinin, ölüm olgusunu aşamamış olması ise filme güzel bir nüans katıyor. Hayvan Mezarlığı, korku filmlerinde çok sık rastlamadığımız bir detaya sahip. Anaçlık rolü, anneden çok babaya yüklenmiş durumda. Korku filmlerinde rastlanan cesaretli, fedakâr ya da ilgisiz baba figürü yerine, farklı bir kişilik yaratılmış. Bencil olabilen, ama bir o kadar da duygusal bir baba görünüşü var.

Filmin ikinci katmanı ise daha şaşırtıcı. Hollywood filmlerinde, bu aralar yükselişte olan özür borcunu ödeme teması Hayvan Mezarlığı’nda da görülüyor. Hayatını kurtarmaya çalışan doktora yardım eden yerli karakteri, bu çabasını film boyunca sergiliyor. Siyahî olan yerli karakteri, doktor olan babaya ve daha sonra da anneye sürekli yardım ediyor. Bir yandan da beyaz tenlilere bazı bölgelere girmemeleri gerektiğini hatırlatarak ağızlarının payını usulca veriyor. İlginç olan başka bir nokta ise çocuk gibi düşünen yaşlı bir karakterin varlığı. Filmde seçimlerden çok, bu karakterin yönlendirmesi varmış izlenimi veriliyor. Hayvan Mezarlığı’nın farklı kısımlarında, karaktere farklı bakış açısıyla yaklaşmak gerekiyor. Başta katil gibi duran bu yaşlı adam, filmin sonunda şekeri alınan çocuk misali masumlaşıyor. 

Genel olarak bakıldığında Hayvan Mezarlığı, ölüm temasını büyüleyici sinematografiyle birleştiriyor. Efektleri ve oyunculuklarıyla seyirciyi tatmin ediyor. Hitchcock’u anımsatacak kadar başarılı bir hayvan figürü kullanımı var. Stephen King uyarlaması olmasının hakkını veren Hayvan Mezarlığı, korku severler dışındaki izleyiciyi de sinemaya çekmeyi başarıyor.