Filmler hepimizi etkiliyor. Özellikle elindeki kartları iyi oynadıysa. Birden kendimizi hikayenin içinde buluveriyoruz. Kahramanlarla kendimizi özdeşleştiriyoruz.  Hatta bazılarımız kendini o kadar kaptırıyor ki salondan çıktıktan sonra hayatında o filme uygun değişiklikler yapıyor. Star Wars hayranlarını düşünün. Her şeyin Star Wars temalısını bulmak mümkün. Haliyle bu da güzel bir pazar oluşturmanın en garanti yollarından biri. Bu noktada sadece ürün yerleştirmeden bahsedemiyoruz. Belli bir hayat tarzının bize empoze edilmesi lazım ki yeni ürün pazarlarına yönlendirilebilelim. Bu yüzden filmlerde "şu ürünü" değil, "şu ürünü kullanarak şöyle yaşayan insanları" görüyoruz.

Yine de her şey bir yana gördüklerimize özeniyoruz. Maalesef buna engel olmanın tek yolu tanık olmamak. O yüzden en iyisi aldırmayın ve akışına bırakın. Gelin, filmlerde göre göre özendiğimiz şeylere bir bakalım.

 

Her şeyi bırakıp gitmek

Into The Wild

Filmler hayatın sıkıcılığından, bunaltıcılığından ya da stresinden uzaklaşmak istediğimizde sığındığımız limanlardan biri. Üstüne filmin konusu da her şeyi bırakıp gitmekse insan iyice coşuyor. Into The Wild gibi pek çok filmde bunu gördüğümüzde başlıyoruz bir sahil kasabasında bir kulübeyi, orman da bir göz evin hayalini kurmaya. Ama bir türlü gidemiyoruz. Hem boş verin zaten bırakıp gitseniz nereden bulacaksınız olmadık yerde terk edilmiş bir otobüsü de içinde yaşayacaksınız. Ayrıca filmin sonu da malum.

 

Küvet sefası

Pretty Woman

Kaçamıyoruz madem, stres atmak için küvet sefası yapalım desek? Filmlerde o küvetten saatlerce çıkılmaz. Müzik dinlenir, telefonla konuşulur. Hatta orada yenilir içilir bile. Hiç sonraki ay su faturası gelmeyecek gibi gözü karartıp doldursak kesin komşuya damlar. Evet, önce küvet olması koşulunu es geçiyorum. Hayal de mi kurmayalım?

 

Telesekreterdeki mesajları dinlemek

Telesekreter

Akşam eve geldin. Kapıyı topuğunla iterek kapattın. Anahtarı portmantodaki kaseye fırlattın. Elindeki eşyalarla içeri geçerken evdeki telefonun düğmesine bastın. Bir yandan eşyalarını bırakıyor, ev moduna geçiyorsun. Bir yandan da telesekreterde kayıtlı mesajları dinliyorsun. Nasıl özenmeyelim buna? Bizde nedense oturmamış bu teknoloji ya da alışkanlık. Yıllar evvel cep telefonuma ayarlamıştım. Önemli bir iş için mi kapatmıştım yoksa şarjım mı bitmişti hatırlamıyorum. Daha kullanmaya başlayalı iki gün olmadan telefonumda annemden gelen bir yığın mesaj bulmuştum. Konuyu anlamadığı çok belli olan bir sürü ses kaydı. Hemen kendisini aradım ve telefon açılır açılmaz fırça yedim. Sebep şu: "Neden telefonu açıp, mesaj bırakın meşgulüm, falan deyip kapatıyormuşum. Dalga mı geçiyormuşum."

 

Fon müziği

Baby Driver

Gerçek hayatta da fon müziği olması benim en çok istediklerimden biri. Sinir olduğum birine sağlam bir laf cevap verdiğimde "Ludacris - Move Bitch Get Out Da Way", sıkıntılar karşısında pes edecek olduğumda "Queen - The Show Must Go On", her şeye rağmen ayağa kalkmışken "Lorde - Everybody Wants to Rule the World" ya da aşkla bakarken "The Platters - Only You" çalsın isterdim.

* Şarkı isimlerine tıklayarak dinleyebilirsiniz.

 

Ağaç ev

Ağaç Ev

Amerika'da bu iş o kadar çığrından çıkmış ki çocukluğunu ağaç evde geçirmeye doymamış yetişkinler kendilerine profesyonel ağaç evler yaptırıyor. Çocukken bize, bir göz odalı, derme çatma bir ağaç ev yeterdi ama olmadı işte. Girişi sadece ip merdivene tırmanarak olsa, yukarıdayken merdiveni toplayıp yabancıların girmesini engelleyebilsek ne güzel olurdu.

 

Zippo

Constantine

Kapağı açılırken çıkan ses herkesin kulağında çınladı mı? Çok havalı sahnelerde kullanılıyor şu çakmak. Benzin döküp yakmak için atmazlar mı bir de, sanki çok ucuz bir şeymiş gibi. Sizi bilmem ama ben o kadar çok özenirdim ki sigara kullanmadığım halde aldım bundan. Ne de olsa bir kadının sigarasını yakmak için uzatıldığını gördüğümüz bir sürü film de var.

 

Sigara

Edward Norton

Zippo demişken sigarayı da saymazsak olmaz. Kim bilir kaç kişiyi yaktı bu aşırı karizmatik sigara içen oyuncular. Kim bilir kaç kişi özenip yaktı filmlerden görüp. Mesela Edward Norton'un baş ve işaret parmakları arasında tutarak içişi var ki... Dışarıdan öyle görüneceğini sanarak denemeye kalkmayın çünkü genellikle madde bağımlısına benzemekle sonuçlandığı üzücü bir gerçek. Kaderin bir başka cilvesi de Edward Norton'un gerçek hayatta sigara içmemesi hatta sigaradan nefret etmesi. Yani öyle tutmasının sebebi galiba hemen atıp kurtulmak. Sigara içtiği sahnelerin neredeyse hepsinde bir iki nefes alınmış sigarayı olduğu gibi yere atar. Yani sigara içmek kötü bir şey. İçmeyin.