"Kötü bir son, sonsuz bir umutsuzluktan iyidir."

İran Sinemasının mihenk taşlarından biri olan Asghar Farhadi'nin 2009 yapımı Elly Hakkında (About Elly) filminin akıllarda yer edinen repliğini, Ahmad (Shahab Hosseini) karakterinden duyuyoruz. Belki de filmin hikayesine hakim olacak bu replik.

Asghar Farhadi, gerek yapımlarının gerçekliğiyle gerekse insanda derin duygular uyandırmasıyla gönüllerde güzel bir yer edinmekte gecikmiyor. Vicdan, ahlaki değer, din, aile ilişkileri gibi sosyal hayatın basit  kavramlarını, hikayelerinde sadelik ve bir o kadar da çarpıcılık üzerine inşa ederek sağlam bir yapı oluşturuyor. Filmografisinde "yalan" temasını merkez edinen yönetmenimiz, yine aynı temayı About Elly filminin içine yayarak bizleri, kendi iç hesaplaşmamızı yapmaya itiyor.

Film, İran sahilinde üç günlük kısa bir tatile çıkan birbirleriyle yakın arkadaş olan birkaç çiftin kaldıkları evde geçiyor. Açılış sekansında tatile çıkıyor olmaktan keyif alan arkadaş gurubunu görüyoruz. Kadınların arabanın içinde attığı sevinç çığlığıyla anlıyoruz ki özgürlüğü bir nebze de olsa hissedenler aslında aynı dili konuşuyor.  Çok geçmeden onların bu neşesi izleyiciyi yakalamakta gecikmiyor. Sanıldığının aksine kadın - erkek ilişkileri üstü kapalı yaşanmıyor. Kadın karakterlerden biri olan Sepideh (Gülşifte Ferehani); çocuğunun anaokulu öğretmeni Elly'yi (Taraneh Alidoosti), mutsuz bir evlilik yapan ve yeniden evlenmek isteye arkadaşı Ahmad'e (Shahab Hosseini) "ayarlamaya" çalışıyor. Bu esnada aralarında dönen espriler ve takındıkları tavırlar bilindik İran kültürünü bir noktada da olsa kırıyor.

İlk günün akşamı yedikleri yemeğe, ettikleri dansa radyodan duyulan müzikler eşlik ediyor. Her şeyin bu kadar sakin gidemeyeceğinin sinyalleri, Elly'nin ortama yabancılaşması ve oradan gitmekte ısrarcı oluşuyla çok geçmeden veriliyor bizlere. Ertesi gün çocuk karakterlerden biri olan Arash'ın (Mohammad Tiregar) boğulma tehlikesi atlatması ve ardından Elly'nin ortadan kaybolmasıyla bilinmezlikler silsilesine sürükleniyoruz. Gözlerin Sepideh üzerine çevrilmesi ortamı biraz daha harlayıp, soğuk terler döktürüyor. Kişilerin, kendini kurtarmak adına hiç düşünmeden başkasının sırtına suçluluk duygusu yüklemesi ve çaresiz anlarda nasıl yalana koştuğu gerçeğiyle bizi yüzleştiriyor.

Filmin seyrini değiştirecek ilk olayımız bu şekilde başlarken, artık dramdan ziyade gerilimi hissetmeye başlıyoruz sanki. Dalga sesleri huzur vermenin çok uzağında, akıbeti belli olmayan olayların tam yanında yerini alarak kafamızı kurcalamayı başarıyor. Bir diğer kırılma, Elly'nin mutsuz bir nişanlılık sürdürdüğü ve bunu sadece Sepideh'nin bilip sakladığı bir sır olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada neşenin yerini kara bulut gibi çöken kaos alıyor ve bizler de koltuklarımızda diken üstünde oturmuş vaziyette buluyoruz kendimizi. Sepideh'nin kendini suçlamasının yanı sıra eşinin de Sepideh'ye şiddet uygulamasına kadarki çatışma ortamında gözlerimiz sürekli Elly'yi arıyor. Elly gitti mi, intihar mı etti, yoksa boğuldu mu, Elly sahiden tüm benliğiyle bizimle miydi? Kafalardaki bu bilinmezliğin cevabını vermiyor bize Farhadi.

Kadın - erkek ilişkilerindeki "kadının yeri" eleştirisini de yer yer gördüğümüz film, Berlin Film Festivali En İyi Yönetmen ödülü başta olmak üzere birçok ödülü kucakladı. Beyaz yalanların nasıl trajediye dönüştüğünü gözler önüne seren bir başyapıt niteliğinde. Film, Asghar Farhadi'nin zekası ve oyunculukların sahiciliğiyle harmanlanarak hafızalara kazınmanın hakkını ziyadesiyle veriyor.