Bu röportaj ilk olarak Novicinema Fanzin'in Ocak 2018 tarihli 2. sayısında yayınlandı.

Yerli korku filmleri, senaryoları ve korkutma teknikleri açısından fazla benzerlik gösteriyordu. Derken, 2006 yılında Çağan Irmak imzalı televizyon serisi Kabuslar Evi, bir umut yeşertti. "Bizde de farklı korku filmleri yapılıyormuş" diyebildik. Fakat bu yeşerme, her ilkbaharın ardından olduğu gibi sarardı ve yapraklarını döktü. Sonrasında yapılan korku filmleri (Küçük Kıyamet, Ses filmlerini ayrı tutarak) kemik izleyici kitlesini salonlara çekse de bundan öteye gidemedi.

Peki sorun neydi? Neden bizden Hellraiser, Chucky, Friday the 13th, Scanners ya da Others gibi korku filmleri çıkmadı? Biz bunları düşünürken 2015 yılında, Can Evrenol'un ilk uzun metrajı baskın gösterime girdi. Üstelik Fantastic Fest ve Fantaspoa International Fantastic Film Festival gibi birçok festivalde adaylıkları vardı. Bu adaylıklardan da dört ödülle döndü, Baskın. Yani, türk korkusu bu kez güldürmüyordu. Görevini başarıyla gerçekleştiriyor, korkutuyordu. 

2017 yılına geldiğimizde, Can Evrenol yeni filmi Housewife'la karşımıza çıktı. Filmekimi kapsamında Türkiye prömiyerini yapan Housewife'ın konusu epey farklıydı. Kardeşi ve babası, annesi tarafından öldürülen Holly'nin o kara gününde başlıyor hikaye. Kardeşi klozette boğularak öldürüldüğü için, klozete değil lavabonun içine işeyebiliyor. Can Evrenol, geçmişinden dolayı sorunları olan bir kadın çiziyor. Bu sayede izleyici ile karakter arasında sağlam bir bağ kuruyor. Can Evrenol'la filmi Housewife hakkında konuştuk.

Doğa Bekiroğlu: Sinema aşkınız aşikâr. Uluslararası finans okurken sinemaya geçmeniz de bunun kanıtı. Bu sinema aşkı size nasıl aşılandı, ailenizin bunda etkisi var mı?

Can Evrenol: 5 sene önce rahmetli olan babamın mezar taşı annemin isteği üzerine, 2001: A Space Odyssey'deki monolit siyah taşın bir benzeri gibi. Üzerinde hiçbir şey yazmadan ufak siyah bir anıt olarak duruyor. Ailemin sinema ve sanata olan sevgisi bu şekilde.

Reklamlar, kısa filmler, uzun metrajlar... Hepsinin içinde bulundunuz. En rahat hissettiğiniz alan hangisi, hangisinde daha özgürsünüz?

Ne olursa olsun bir projenin yapım şartlarıyla, bütçelerle, ekiple, insan ilişkileriyle her zaman sınırlısınız. Projeye yeşil ışık yanınca, bu sınırların içinde kendi hayallerimizin kölesi oluyoruz. Her projede sınırlar farklı şekilde çiziliyor. Ben bütün işlerimde aynı zamanda ortak yapımcı ve ortak yazar olarak yer aldım. Böylece tamamen kendi istediğim şekilde filmlerimi yapma şansım oldu. Özgürlük böyle olunca güzel. 

Yaptığınız her iş yurt dışı yapımı gibi duruyor. Örneğin Sandık filminde Yorgos Lanthimos atmosferi varken, To My Father And Mother'da Amerikan tarzı izleyenlere yansıyor. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Sandık'ta Lanthimos havası olduğunu hiç düşünmemiştim. İyiymiş bu. Evrenin bütün frekanslarına açık olmaya çalışıyorum, açık radyo gibi. 

Önünüze muhakkak birçok zorluk çıkmıştır. "Artık film piyasasını bırakacağım" dediğiniz, umutsuzluk, mutsuzluk yaşadığınız bir nokta var mı? 

Film piyasasına tam girmedim ki "bırakacağım" diyeyim. Hep biraz dışarıda durmak iyi oluyor. Kendime nefes alma ve risk alma alanı bırakıyorum. Arada piyasaya büyük işler yaparak öğrenip, eğlenip sonra yine istediğim filmleri yapabildiğim çizgimi sürdürebilirsem en iyisi olur tabii.

Ülkemiz korku sineması, sıradan işlerin etrafında yıllardır dönüp duruyor. Ama siz farklı bir tarz yarattınız, belli ki tehlike aldınız. Bu tehlikenin karşılığını gerek gişe gerekse izleyici kitlesi açısından gördünüz mü?

Yaptığım filmlerin yüzyıllar sonra izlendiğinde de, o zamanki insanlara ve uzaylılara hitap edecek filmler olduğunu hayal ederim hep. Gişe ve kitleleri bu ölçekte düşünürsek çok da tehlikeli değil. 

Son filminiz housewife'ın çıkış noktası nedir, nereden esinlendiniz?

Rüyalarımdan, annemden, sevgilim Elif Domaniç'ten. Inferno, Shock, Brood, Through The Looking Glass, In The Mouth of Madness, Safe ve Mulholland Drive gibi filmlerden...

Filmi ingilizce çekmek konusunda tedirginlik yaşadınız mı?

Hayır, yaşamadım. Burada, herhangi bir ülkede geçen İngilizce bir film çekmek benim çocukluktan beri hayalini kurduğum bir şeydi. Dellamorte Dellamore (1994) gibi. 

Oyuncu kadrosunu nasıl belirlediniz? Uluslararası bir kadroya sahip sonuçta.

Gücüm yettiğince, biraz arkadaşlarım, biraz kader... Ulm liderini canlandıran David'le Fantastic Fest'te tanıştık. Orada dans eden bir ölüm meleğini oynuyordu. Ne zaman dans etse, birileri ölüyordu. Garip de bir enerjisi vardı. Sonra hava alanına giderken takside sohbet ettik ve "Bu adam, bu role olur" dedim. Alicia'yla bir partide tanışmıştım ve Valeria karakterine onu seçtim. Yine de cast konusunda çok zorlandığımızı söyleyebilirim. Özellike Türkiye'de İnglizceyi akıcı konuşan, belli bir yaş aralığında yakışıklı erkek bulmak çok zordu ama sonunda hallettik.

Housewife'la yurtdışında birçok festivale katıldınız, oradaki dönüşler nasıldı? Ayrıca benzer konulara değinen Mother'la aynı günlerde festivalde gösterildi. Mother birçok kesim tarafından tepkiyle karşılandı. Size de bu tarz tepkiler geldi mi?

Mother'ı izlerken gerçekten Housewife'la olan bazı benzerliklere şok oldum. Çok özel ve harika bir film bence Mother. Ama kendini çok ciddiye alan bir film oluşunu sevmedim. Enteresan bir şekilde Mother, Nocturnal Animals, Elle, Housewife ve Clementina filmleri arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum. 

Bundan sonraki işleriniz yine korku mu olacak, yoksa başka türlere yönelmeyi düşünüyor musunuz? 

Hem korku türünde hem de başka türlerde filmler çekmeyi çok istiyorum.

Peki, filmlerinizi nasıl tanımlarsınız? 

Hayatın içinden.

Can evrenol'un sinema dışındaki uğraşları nelerdir?

Sinema üzerine izlemek, tasarlamak ve düşünmek dışında en çok Youtube'da UFC izlerken buluyorum kendimi. Kansporu.com diye bir blog yazdım 5 sene. Hala Türkçe en kapsamlı MMA arşivi olarak duruyor sanırım internette.