İnsan nedir? Dünya üzerindeki en zeki varlık mı, yoksa evrenin de en zekisi mi? İnsanın tanımını yapmak için akıl tek ölçüt değil elbette. Duygu, örneğin. Bazen akıldan çok duygularıyla hareket eder insan. Alınan kararların çoğu mantıksal yönden hatalıdır, ama güzel olan da budur. Hata yapmak ve onlar sonucunda geri kalan hayatımızı şekillendirmek... Ne var ki, gelişen dünya içerisinde insanlar duyguları bir kenara bırakıyor, akılla alınan kararlar üstün geliyor. Siyaset, evlilik... Bu, her konuda böyle. Bir ayakkabı alırken bile akıl, duyguları deviriyor. Nedeni insanların zekileşmesi de değil. Tam tersine aptallaşması. Sadece ondan isteneni yapıyor artık insan. Ama bunu yapmayan biri hala var. Adı, Michael Stone. O, hala duygularıyla hareket edebiliyor. Diğer insanların aynı olduğu da fark ediyor. Hem de sadece ses tonlarından.

Herkes aynı konuşuyor. Tüm sesler aynı, kadın sesi ile erkeğinki arasında fark yok. Bunun nedeni basit: Aynılaşmak, duygusuzlaşmak... Anomalisa'nın başlarında tüm seslerin aynı oluşu, ses kurgusunda hata olduğunu düşündürüyor. Ama ilerleyen sahnelerde durumun hiç de öyle olmadığını, ses kullanımının Anomalisa'nın en önemli noktası olduğunu görüyoruz. Bu noktada, sesin sinemaya girişine de teşekkür ediyoruz. Çünkü sinemada ses olmasaydı, Anomalisa'yı çekmek mümkün olmayacaktı.

Michael Stone, bir yazar. Konferans vermek üzere Cincinnati'ye geliyor ve otel odasına girmesiyle, kimliğini sorgulamaya başlıyor. İnsanlar ona hayran, ama o ne kendisine ne de başkasına hayranlık duyuyor. Eşinin sesi, taksi şoförününkiyle aynı. Bu düşünce kafasının içinde dolanıp duruyor. Sonra Lisa'yla karşılaşıyor. Diğer kimseninkine benzemeyen, farklı bir ses - Ona tekrardan mutluluk veren bir ses. Lisa'ya aşık oluyor, eşinden ayrılıp onunla evlenmeyi düşünüyor. Tabii, Lisa'nın da aynılaşmanın esiri olabileceği aklının ucundan geçmiyor.

Anomalisa; aşkı, hüznü ve mutluluğu samimi şekilde ele alıyor. Dahası, bu duyguların hepsini izleyicinin kalbine yerleştiriyo. İnsanı "Ben de mi sıradanlaştım, yoksa farklı ses tonuyla haykıran biri miyim?" sorusunu düşünmeye itiyor. İzleyiciyi aktif bir görevde kullanıyor, kısacası. Beyni harekete geçiren filmler zaten epey azken, insanı insana anlatan bir stop-motion'ın bunu başarabilmesi ayakta alkışlanmayı hak ediyor.