1970 Almanya’sındayız ve gerçek olaylardan esinlenilen bir seri katil hikayesi izliyoruz Fatih Akın’ın son filmi olan Altın Eldiven’de.

Gerçek hikayelerin her zaman ayrı bir çekiciliği var. Yaşanmış olması izleyenler üzerinde daha fazla etki oluşturuyor fakat Akın’ın bu son filminde tam tersini görüyoruz. Ana  karakter Fritz Honka hayli karikatürize edildiği için inandırıcılığını kaybediyor. Buna bir de benzer olayların benzer şekilde işlenişi eklenince film ilk yarısının ardından hayli basitleşiyor.

Her ne kadar başarılı, gerçeğini aratmayan mekanlar ve atmosfer yaratılsa da bunlar bile izleyenleri filmin içine çekmeye yaramadığı gibi, işlenen cinayetlerin ardından artık film bitsin dememize de engel olmuyor.

Filmin diğer bir eksik noktasıysa Fritz’in öldürme motivasyonunu tam anlamıyla izleyenlere verememesi. Olay sadece cinsel iktidarsızlıkmış gibi sunuluyor ama ne yazık ki psikolojik boyutuna inilmiyor. Bu yüzden de karakterle tam anlamıyla bir bütünleşme sağlanamıyor ve film eksik kalıyor.

Yine bir seri katilin hikayesinin anlatıldığı 2018 yapımı Trier’in The House That Jack Built’iyle kıyaslandığındaysa Altın Eldiven her anlamda geride kalıyor. Çünkü ne rahatsız edici ne de izleyenlere siz de tehlikede olabilirsiniz dedirten tekinsiz bir ortam yaratılmış. Tam aksine kimi zaman anlamsız ve yersiz komedi unsurlarını kullanıp kurmaya çalıştığı Almanya’nın görünmeyen kara yüzünü başarısızca sunuyor.

Şaşalı dekorlar ve bolca diyalogla gerilimi sağlayamayan Fatih Akın umarız ki sade anlatımıyla In The Fade’de sağladığı başarıyı gelecekte çekecek olduğu filmlere de aktarabilir.