bir zamanlar anadolu'da: bir köy belgeseli

"iğdebeli'ne yağmur yağıyor. yağsın! yüz yıllardır yağıyor. ne fark eder? fakat bundan sadece yüz yıl sonra bile arap; ne sen, ne ben, ne savcı, ne komiser. hani şairin dediği gibi: yine yıllar geçecek ve geride benden bir iz kalmayacak. yorgun ruhumu karanlık ve soğuk kuşatacak."

nuri bilge ceylan filmografisinde en çok göze çarpan filmlerden biri olan bir zamanlar anadolu’da, yalnızca cannes’da ödül almakla kalmadı, aynı zamanda sinema tarihine de realizmiyle ismini yazdırdı. senaryosunda ercan kesal, nuri bilge ve ebru ceylan’ın imzasının yer aldığı filmde kamera bu sefer şehir hayatından, kent insanının kargaşasından uzaklaşıp yüzünü köy insanına çeviriyor. polis ekipleri, savcı, doktor, herkes anadolu’da bir cinayetin peşinden gidiyor. köylerin, şehirlere göre hep daha masum olduğu söylenir durur. köy, saflığın, dürüstlüğün kalbi olarak aklımıza kazınmışken; şehir, masumiyetin kaybıdır. buna rağmen modern filmlerde genellikle büyük şehirlerin buhranları, şehir insanının problemleri işlenir. nuri bilge ceylan farkını ortaya koyarak, alışılmıştan uzaklaşarak kırklaleli’nin iğdebeli kasabasına götürüyor bizi. bunu yaparken taner birsel, yılmaz erdoğan, muhammet uzuner, fırat tanış gibi güçlü oyuncuları da yanına almayı ihmal etmiyor elbet.


nuri bilge ceylan, soğuk havaların yönetmeni. bu sefer de "üşüten" bir havanın ortasındayız, soğuk havalar bilinci açık tutar. dinçleşirsin. uyumaya fırsatın olmaz. polis naci, doktor cemal, savcı nusret bu havada kasabada bir katili yanlarında sürükleyerek ceset arıyorlar. sınıflar arasında gerilimler de yaşanıyor bu yolculukta; naci’nin savcı nusret’e olan antipatisi, savcı’nın "bitse de kurtulsak" düşünceleri bariz bir şekilde kameraya yansıyor. bir zamanlar anadolu’da, insanın kibrini, bencilliğini yüzümüze çarpan nuri bilge ceylan filmlerinden sadece biri.

filmin esas temalarından biri, ölüm. tüm insanlığın en büyük korkusu, düşünmekten dahi çekindiğimiz bir meseledir ölüm. hayattaki uğraşlarımızın hepsi bu gerçekten uzaklaşmak içindir. sinemasıyla yönetmenimiz bizi ölüm gerçeğiyle karşı karşıya getiriyor, kaçış yok; yüzleşme gerçekleşecek. ceseti tanımlarken "clark gable görünüşlü" diyen savcı, otopsiyi espriler yaparak gerçekleştiren morg görevlisi… sanki karşında hayattan kopmuş bir insan değil de sıradan bir şey varmışçasına basitleştiriyor insan ölümü. işin ciddiyetini, aranılan ceset gömülü olduğu yerden çıkarılırken anlıyoruz sadece. nuri bilge ceylan, gerçekçiliğini zirveye oturtuyor bu sahnede. bir cinayetten doğan film, seyirciyi ürperterek ilerliyor. üç saate yakın bir sürede, ince ince, acele etmeden, sonuna kadar giderek seyirci kalıyoruz olaylara. ağaçtan düşen elmalarla, çay dağıtan aydınlık yüzlü kız ile devam ediyoruz yolumuza. doğanın vahşiliğinden kopmadan, insanoğluna iniyoruz. savcı nusret gibi eğitimli, soğukkanlı görünen biri bile batıl inançlara sığınarak karısının kendisini öldürdüğü gerçeğini reddediyor. bir zamanlar anadolu’nun sunduğu, izleyiciye yansıttığı bu küçük dünyada naiflikler yok. birebir, süssüz bir sadelik hakim. filmde geçen diyaloglar karakterleri anlamak açısından çok önemlidir, nusret ile cemal arasında geçen intihar hakkındaki diyalog hafızalarımıza kazınır. cemal, intiharların çoğunun karşı tarafı cezalandırmak üzere olduğu öne sürer. artık nusret için de kabullenmekten başka çıkış yoktur. suratındaki çaresizliğe seyirci kalırız.


yok olacak, unutulacak, bir gün adının önemi kalmayacak insanın; hayatı bu kadar zorlaştırmasındaki mana nedir? kibrimiz neden bizi kontrolsüz hale getirir? eğitimliden, eğitimsiz köylüye kadar nedir bu insanoğlunun bencilliği? film boyunca bu sorularla ayık tutarız kendimizi. elektriği olmayan köye "gelişmiş" bir morg isteyen muhtar mı daha iki yüzlüdür yoksa karısını aldatıp, hayatını mahvettiğini kabul etmeyen savcı mı? tabiatın vahşiliğinde, belli gruplardan bu insanlarla başbaşa kalmak durumundayız. otopsiden doktor cemal’e sıçrayan kan, bizim de suratımıza sıçrıyormuş gibi.

karakterlere baktığımızda; ortada duran, herkesin dertleştiği karakter doktor cemal olarak göze çarpıyor. yemeğe düşkün arap da, polis naci de, savcı nusret de onunla muhabbet kurabiliyor. filmin uzlaşmacı bir karakteri cemal. bir nevi seyirciyi, bizleri de andırıyor. tarafsız bir konumdaymış gibi duruyor film boyu; ancak son sahne kurbanın diri diri gömüldüğünü saklamasıyla o da bir tarafa ait oluyor artık. emin bir şekilde saklıyor gerçeği. vicdanına güveniyor.


bir zamanlar anadolu’da, kadının sesi duyulmuyor. erkek egemenliğinin içinde yalnızca maktülün karısı ve muhtarın çay dağıtan kızını görüyoruz. ikisi de sessiz, bastırılmış, kendisi olmaya fırsat verilmemiş, hikayesine pek de değinilmeyen karakterler. muhtarın kızının güzelliğine herkes şaşırıyor, melek suratlı bu kızın geleceğine üzülüyorlar ama o kadar. çözüm sunulan bir durum söz konusu değil.

görüntü yönetmeni gökhan tiryaki, filmin gerçekliğine katkı sağlıyor. insanın kendisine yabancılaşmasını, bir yandan da doğaya bakarak fark ediyoruz. bir zamanlar anadolu’dadan bir yıl sonra vizyona giren emin alper’in tepenin ardı filmi de bu konuya değinmişti. yine bir köydeydik, doğayla içe içe haldeydik. kimi zaman teselli görevi gören doğa, kimi zamanda insanın ilkelliğine, vahşiliğine sert bir bakış sunuyor. "insan mı mekanına uyum sağlıyor, yoksa doğa mı insana?" derken düşünceler yaratarak devam ediyor film.

bir zamanlar anadolu’da; sizi insana indiren, bunu yaparken şiirselliğini de elden bırakmayan, görsel olarak cezbedici, hikayesine sizi sürükleyen çarpıcı bir nuri bilge ceylan filmi.

‘’bir başka yaşama başlamaya hazırım.
susuyor ve bekliyorum: zamanı geldi.
geride benden bir iz kalmayacak.
karanlık ve soğuk kuşatacak
benim yorgun ruhumu.’’
-mihail yuryeviç lermontov, geleceğe ürküntüyle bakıyorum.
Ad

!f 2017,7,!f 2018,14,akademi ödülleri,1,analiz,20,anthony hopkins,1,belgesel,2,berkay kılıç,8,burak aras,4,christian bale,1,david lynch,1,doğa bekiroğlu,52,duyuru,2,elbi pekcan,3,ethan hawke,1,fanzin,11,festival,6,filmekimi 2016,3,filmekimi 2017,7,filmekimi 2018,15,golden globe,1,guillermo del toro,1,haber,83,ilginç,6,inceleme,147,irem turhan,9,istanbul film festivali,1,javier bardem,1,jennifer lawrence,1,jodie foster,1,kevin spacey,1,kısa film,4,kuzuların sessizliği,1,mark wahlberg,1,mother!,1,murder on the orient express,1,naz ekmekçi,81,nisan altın,56,noviseçki,15,oscar,2,ödül,13,quentin tarantino,1,röportaj,1,seda bayram,19,sundance,2,the shape of water,1,the silence of the lambs,1,video,2,walter lassally,1,yeşilçam,1,zorba the greek,1,
ltr
item
novicinema - bağımsız sinema platformu: bir zamanlar anadolu'da: bir köy belgeseli
bir zamanlar anadolu'da: bir köy belgeseli
https://4.bp.blogspot.com/-dwSwuOeMpu0/WkUvobOXobI/AAAAAAAADDA/BYAbDuWVi6Yrn5IXEjYD3MYdQZp21_6KgCLcBGAs/s320/Bir-Zamanlar-Anadoluda.jpg
https://4.bp.blogspot.com/-dwSwuOeMpu0/WkUvobOXobI/AAAAAAAADDA/BYAbDuWVi6Yrn5IXEjYD3MYdQZp21_6KgCLcBGAs/s72-c/Bir-Zamanlar-Anadoluda.jpg
novicinema - bağımsız sinema platformu
http://www.novicinema.com/2017/12/bir-zamanlar-anadoluda-bir-koy-belgeseli.html
http://www.novicinema.com/
http://www.novicinema.com/
http://www.novicinema.com/2017/12/bir-zamanlar-anadoluda-bir-koy-belgeseli.html
true
3808060751201340864
UTF-8
tüm gönderiler yüklendi üzgünüz başka yazı bulunamadı. HEPSİ tamamını oku Reply Cancel reply sil yazan: anasayfa SAYFALAR YAZILAR hepsini göster İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR tüm yazılar ARŞİV ARA TÜM YAZILAR eşleşen sonuç bulunamadı. > anasayfa pazar pazartesi salı çarşamba perşembe cuma cumartesi pazar pzrtesi salı çarş perş cuma cmrtesi ocak şubat mart nisan mayıs haziran temmuz ağustos eylül ekim kasım aralık ocak şubat mart nisan mayıs mayıs haz ağust eylül ekim kasım aralık şimdi 1 dakika önce $$1$$ minutes ago 1 saat önce $$1$$ hours ago dün $$1$$ days ago $$1$$ weeks ago haftalar önce takipçiler takip et THIS CONTENT IS PREMIUM Please share to unlock Copy All Code Select All Code All codes were copied to your clipboard Can not copy the codes / texts, please press [CTRL]+[C] (or CMD+C with Mac) to copy