türk sineması'nda yıldız sistemi ve bölge işletmecilikleri

sinemanın, bir sanat dalı olduğu kadar, endüstrileşmiş bir yapı olduğu da göz ardı edilmemelidir. sinemanın endüstrileşmesi, çoğu ülkede devletlerin teşvikine, sanatçıyı ve eseri koruyan kanunlara, filmlere yatırım yapmaya hevesli gruplara ve seyirciye bağlı şekilde işleyen tarihsel bir süreçtir. türk sineması ilk zamanlarından itibaren; ülkemizin tarihsel, siyasal, ekonomik ve kültürel değişimlerine ayak uydurarak şekillenmiştir. yine de, en çok sansür uygulanan ve çoğunlukla destek göremeyen alan olarak kalmıştır. bu nedenle, türk sineması bağımsız yatırımcıların; ama en çok da seyircinin istek ve beklentileriyle düzenlenmiştir.

ilk yıllarda, film ithalatıyla uğraşan birkaç aile şirketinin (kemal film, ipek film gibi) yapımcılığa geçmesiyle, özel yapımevleri dönemi başlamıştır. bu dönem aynı zamanda, muhsin ertuğrul'un sinemadaki tekeline denk gelmektedir. ipekçilerin kurduğu ipek film şirketi, teknik altyapıya önem verirken; teknik imkanlarının hiçbirini ertuğrul'dan başkasının kullanımına açmıyordu. bu dönemde, seyircinin isteği pek de göz önünde değildi; daha çok ertuğrul'un istediği tarzda abartılı teatral filmler yapılmaktaydı. ancak, sesli film yapma imkanı bulamadığı için dublaj tekniğini kullanarak dertli pınar'ı (1943) çeken faruk kenç,[1] ertuğrul'un sinemadaki tekelini kırmayı başarmıştı. kenç'in ardından, birçok diğer yönetmen de dublaj kullanarak film yapmaya koyulmuş, film sayısında bir artış yaşanmıştı.

(dertli pınar, 1943 - yön. faruk kenç)

1930'ların sonundan itibaren türkiye'de gösterilmeye başlanan mısır filmleri, seyirciyi etkisi altında almayı başarmıştı. çoğunluğu okuma-yazma bilmeyen halk, sinemayı ucuz bir eğlence aracı olarak görüyordu ve hızlıca çekilen; herhangi bir estetiğe veya anlama düzeyine sahip olmayan "şarkılı-türkülü" mısır filmleri, onlara cazip geliyordu. bu filmler sayesinde, halk düzenli olarak sinemaya gitme alışkanlığı kazanmıştı. elbette yerli filmciler, mısır filmlerinin gösterilmesinden hiç memnun değildi. üstelik, ucuz maliyetle kolayca film çekilebileceğini de mısır filmlerinden öğrendiklerinden, yerli film yapımına ağırlık verilmesini istiyorlardı. seyircilerin çok tuttuğu, melodram formüllerinin türk sinemasında uygulanmaya başlanması da bu dönemde gerçekleşti.


(türkiye'de gösterime giren ilk mısır filmi, 1938)

mısır filmleriyle sinemaya gitme alışkanlığı kazanan en önemli kesim, şüphesiz kadınlardı. kadınların sinemaya gitmesi; çocukların, tüm ailenin ve hatta bütün mahallenin sinemaya gitmesini sağlamıştı. seyirci sayısındaki bu artış, filmlerin sayısında da artış yaşanmasına neden oldu. yönetmen şadan kamil'in deyimiyle yönetmenler, "sosis fabrikası" gibi arka arkaya birbirine benzeyen, ısmarlama filmler çekmeye başladılar.

bütün bunlara paralel olarak, anadolu'daki sinema salonları da çoğaldı. ancak, bu kez de az sayıda kopyası bulunan filmlerin dağıtım sorunu ortaya çıktı. bu sorunun önüne geçebilmek için, istanbul'daki büyük sinema şirketleri, anadolu'da "taşra şubeleri" açtılar. böylece; istanbul, ankara, izmir gibi büyük şehirlerde gösterilen film kopyaları, şubeden şubeye gönderilmiş; şubelerdeki sorumlular aracılığıyla anadolu'daki sinemalara filmin kopyaları satılmış ya da kiralanmıştır. bunun da sonucunda, satılan veya kiralanan filmlerin gelirlerinin toplandığı bir dağıtım sistemi meydana gelmiştir. "pursantaj sistemi" (percentage/yüzde) adı verilen bu uygulamada, pursantaj memuru sinema sahipleriyle kar üzerinden anlaşarak, bilet satışlarından %50 gibi bir komisyon almaktadır. 1950'lerden sonra bu sistem giderek gelişmiş ve bölge işletmeciliği halini almıştır.


1970'lere gelindiğinde, bölge işletmecilikleri sektörde büyük ölçüde egemen konumdaydı. bu sistemde, anadolu altı temel bölgeye bölünmüştür (istanbul, ankara, adana, izmir, samsun ve zonguldak). her bölgenin kapsadığı illerde de film dağıtımını, o bölgenin işletmecisi üstlenmektedir. bölge işletmeciliklerinin olumlu bir yanı, yılda bir veya ikiden fazla film yapamayan küçük yapımcılara finansör olmalarıdır. bu da, para yatırdıkları filmin üretim sürecine bizzat dahil olmaları ve müdahale etmeleri anlamına gelmektedir. işletmeciler, filmin çekilebilmesi için avans verirler - avansın miktarı, filmin bilet satışından elde edilmesi planlanan gelirin %40'lık payıdır. çoğunlukla yapımcılar, filmin gösteriminden sonra, başta aldıkları avans haricinde ek bir ödeme alamazlar. ek ödeme yalnızca, filmin çok popüler olması ve çok bilet satmasına bağlıdır. bu nedenle film yapımcıları, dönemin başında işletmeciler tarafından sıralanan seyirci taleplerine uygun filmler yapmaya özen gösterirler. türk sinemasında yıldız sisteminin ortaya çıkmasındaki en büyük etken de budur.

bir oyuncunun "yıldız" olabilmesi için, güzel veya yakışıklı olması yeterli bir etken değildir. oyuncunun aynı zamanda, toplumsal değerlere ve halkın beklentilerine uygun olması, halkla bütünleşmesi gerekmektedir. halk belli oyuncuları, belli durum ve olaylar içerisinde görmek istedikçe filmler kalıplaşmakta; oyuncular ise yıldızlaşmaktadır. bu anlamda, türk sinemasındaki ilk "yıldız" ise ayhan ışık'tır.


hangi oyuncuların filmlerde yer alacağını seyirci belirlediğinden ve her oyuncu belli tipleri canlandırdığından, filmin ana hatları her zaman bellidir. senaristin tek yapması gereken, tipleri yerlerine oturtmak ve onlara uygun diyaloglar yazmaktır. seyirci temel belirleyici konumunda olduğu için, oyuncuların halkın onları içerisinde görmek istemeyecekleri olay ve durumları yaşamayacakları senaryolar yazılmaktadır. örneğin; bir filmde ayhan ışık'ın kaybetmesi, dayak yemesi ya da filmin sonunda öldürülmesi gibi bir durum söz konusu olamaz. oyuncular, halkın gözünde nasıl görülüyorsa filmlerde de o tipleri canlandırırlar.

örneğin muhterem nur, seyircinin acıma ve şefkat duygusuna hitap eder; ayhan ışık, cesur ve namuslu erkektir; filiz akın, zengin ailenin, iyi eğitimli şımarık kızıdır ve genellikle fakir ama gururlu bir gence aşık olur; fatma girik, cefakar ve gözü kara anadolu kadını veya sevdiği için her şeyi göze alan namuslu fakir kızdır; hülya koçyiğit, mürebbiye veya öğretmendir. ediz hun ise tek başına bir yıldız değildir ancak, hülya koçyiğit'le bir araya geldiklerinde yıldızlaşır. çünkü ikili genellikle, yüce duygularla aşk yaşayan sevgilileri canlandırmaktadır. oyuncular, sürekli olarak "toplumun onlar için belirledikleri tipleri" tekrar ederler. yani, yıldızlar için "filmde canlandırdıkları tip" diye bir şey söz konusu değildir.


seyirci, perdede gördüğü tiplerle kendisini özdeşleştirmektedir. bu nedenle, oyuncuların daima davranışlarıyla bir örnek teşkil etmesi gerekir. oyuncu, seyircinin gözünde kendisinin olamadığı gibi olan, kendisinin yaşayamadığı hayatın bir parçasıdır. tabii, hepsi toplumun değerlerine karşı çıkan hayatlardan uzak; namuslu, cömert, iyi kalpli insanlardır - en azından halk, onları böyle görmektedir. bu oyuncuları yıldız yapan, toplumun bu özelliklere sahip insanları görme ihtiyacıdır.

bölge işletmeciliklerinin egemenliği, 1970'lerin ortalarında yaşanan teknolojik ve politik değişimlerle sarsılmaya başlamıştır. teknolojik değişimle kast edilen, elbette televizyonun ülkeye gelişidir. sinema, ucuz bir eğlence aracı olma özelliğini televizyona kaptırmıştır. seyirciler, açık hava sinemalarından çıkmış ve televizyon sayesinde evlerine kapanmıştır. politik değişimler ise, yaşanan siyasi gerginlikler ve çatışmalardır. bu olaylar da, seyircinin evine kapanmasına neden olmuştur. sinemanın en büyük kitlesi olan aile, sosyalleşme aracı olarak da kullandıkları sinemadan uzaklaşmıştır. bu dönemde yeşilçam, seyircisini önemli ölçüde kaybetmiştir.


seyircinin sinemadan uzaklaşması, film yapımcılarıyla bölge işletmecilikleri arasındaki ilişkinin zayıflamasına neden olmuştur. anadolu'daki sinemalar var oldukça varlıklarından söz edilebilecek işletmecilikler, giderek güç kaybetmiştir. çünkü, bütün bu olaylara paralel olarak sinema salonlarının sayısında da önemli bir düşüş yaşanmıştır. bu dönemden itibaren, çekilen filmler de niteliksel olarak olumsuz etkilenmeye başlamıştır. 1974 yılında yaşanan kıbrıs krizi ve ardından amerika'nın uyguladığı ambargoya bağlı olarak, amerikalı film şirketleri dağıtımcıların borçlarını bahane ederek, ülkemize film satışını durdurmuşlardır. bu da 1980 yılına kadar gösterime giren filmlerin niteliğini ve sayısını olumsuz etkilemiştir. sinemalardaki filmlerin niteliksizleşmesinde, giderek fazla çekilen "seks-avantür" filmlerinin de etkisi oldukça büyüktür. bu filmler de, zaten az olan seyirciyi, sinemalardan uzaklaştırmıştır. 1980 darbesinin ardından, seyirciyi sinemadan uzaklaştıran etkenler ortadan kalkmışsa da, seyircilerin sinemaya dönüşü büyük bir ölçekte olamamıştır.

darbenin ardından gelen hükümetin, liberalleşme adımlarıyla film ithalatına büyük kolaylıklar sağlanmış, hollywood filmleri ülkeye hızla giriş yapmaya başlamıştır. yine de, uygulanan liberal politikalar seyircinin gelirinin giderek düşmesine ve sinemanın lüks tüketim ürününe dönüşmesine neden olmuş; bu da talebi olumsuz etkilemiştir. hem arz hem talep yönünde yaşanan sorunlar, baştan çarpık yapılanmış bu işletmeciliklerin de büyük ölçüde sonunu getirmiştir.



 [1](bkz. iki dönem arasında bir yönetmen: faruk kenç)


Ad

!f 2017,7,!f 2018,14,akademi ödülleri,1,analiz,19,anthony hopkins,1,belgesel,2,berkay kılıç,7,burak aras,4,christian bale,1,david lynch,1,doğa bekiroğlu,46,duyuru,2,elbi pekcan,2,ethan hawke,1,fanzin,10,festival,6,filmekimi 2016,3,filmekimi 2017,7,golden globe,1,guillermo del toro,1,haber,82,ilginç,6,inceleme,131,irem turhan,9,istanbul film festivali,1,javier bardem,1,jennifer lawrence,1,jodie foster,1,kevin spacey,1,kısa film,4,kuzuların sessizliği,1,mark wahlberg,1,mother!,1,murder on the orient express,1,naz ekmekçi,75,nisan altın,55,noviseçki,14,oscar,2,ödül,13,quentin tarantino,1,röportaj,1,seda bayram,16,sundance,2,the shape of water,1,the silence of the lambs,1,video,2,walter lassally,1,yeşilçam,1,zorba the greek,1,
ltr
item
novicinema - bağımsız sinema platformu: türk sineması'nda yıldız sistemi ve bölge işletmecilikleri
türk sineması'nda yıldız sistemi ve bölge işletmecilikleri
https://2.bp.blogspot.com/-uGPl7p-KrhQ/WThFE0Fa4MI/AAAAAAAAB2c/mLDGWLJcN_wsplfp_BoGtkXUNI-tUkJGgCLcB/s320/kapak%25282%2529.jpg
https://2.bp.blogspot.com/-uGPl7p-KrhQ/WThFE0Fa4MI/AAAAAAAAB2c/mLDGWLJcN_wsplfp_BoGtkXUNI-tUkJGgCLcB/s72-c/kapak%25282%2529.jpg
novicinema - bağımsız sinema platformu
http://www.novicinema.com/2017/06/turk-sinemasnda-yldz-sistemi-ve-bolge.html
http://www.novicinema.com/
http://www.novicinema.com/
http://www.novicinema.com/2017/06/turk-sinemasnda-yldz-sistemi-ve-bolge.html
true
3808060751201340864
UTF-8
tüm gönderiler yüklendi üzgünüz başka yazı bulunamadı. HEPSİ tamamını oku Reply Cancel reply sil yazan: anasayfa SAYFALAR YAZILAR hepsini göster İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR tüm yazılar ARŞİV ARA TÜM YAZILAR eşleşen sonuç bulunamadı. > anasayfa pazar pazartesi salı çarşamba perşembe cuma cumartesi pazar pzrtesi salı çarş perş cuma cmrtesi ocak şubat mart nisan mayıs haziran temmuz ağustos eylül ekim kasım aralık ocak şubat mart nisan mayıs mayıs haz ağust eylül ekim kasım aralık şimdi 1 dakika önce $$1$$ minutes ago 1 saat önce $$1$$ hours ago dün $$1$$ days ago $$1$$ weeks ago haftalar önce takipçiler takip et THIS CONTENT IS PREMIUM Please share to unlock Copy All Code Select All Code All codes were copied to your clipboard Can not copy the codes / texts, please press [CTRL]+[C] (or CMD+C with Mac) to copy