anlaşılamayan (!) kadını anlayan yazar: tennessee williams

''[ölen kocasının küllerini göstererek]: bak, kalbimde sakladığım gülün külleri.''

 a street car named desire, cat on a hot tin roof, baby doll, the fugitive kind, sweet bird of youth, the rose tattoo gibi sükse yapan oyunları filmlere uyarlanmış olan tennessee williams'ın önemi hem edebiyat hem de sinema dünyası açısından göz ardı edilemez. her yazar ister istemez eserlerine kendinden parçalar bırakır; ama williams'ın yapıtlarını incelediğimizde bundan fazlası olduğunu fark ederiz. güneyli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen yazarın çocukluğu, babasının mesleği yüzünden sürekli seyahat etmesi nedeniyle, annesi ve annesinin ailesiyle iç içe mutlu geçmiştir. babası ayakkabı fabrikasında iş bulunca sonradan ailecek başka bir yere taşınmışlardır. işte bu noktada, williams'ın problemli yaşamı başlar. annesiyle babasının evliliğindeki uyumsuzlukların gün yüzüne çıkması, kuşkusuz williams üzerinde de rahatsızlıklar yaratmıştır. naif, nazik annesinin aksine babası sert, sinirli bir yapıya sahip olan yazarın eserlerinde babasını, cat on a hot tin roof filmindeki big daddy, a streetcar named desire'daki ''ilkel'' stanley kowalski ile özdeşleştirebilirken annesinin yansımasını da kırılgan güneyli kadınlarda bulabiliriz.


williams travmalarını, ailesini, başından geçen sorunlarını, hüzünlü geçmişini eserlerine kaynak olarak kullanmıştır. elia kazan, richard brooks, sidney lumet gibi yönetmenlerin de işbirliğiyle williams'ın eserleri evrenselleşerek bugün hala, üzerinden yıllar geçmesine rağmen değerini koruyor. özellikle kadınları anlamak istiyorsak esastır, williams. kırılgan, otoriter, cesur, kendini keşfetmeye çalışan kadınları kaleme aldığını görürüz. blanche (a street car named desire) gibi sihir dünyasında yaşayan da vardır; serafina delle rose (the rose tattoo) gibi otoriter kadınlar da.

a street car named desire

türkçesi ile ihtiras tramvayı, elia kazan tarafından, başrollerinde marlon brando (stanley kowalski) ve vivian leigh (blanche) gibi başarılı sanatçıların oyunculuklarıyla sinemaya kazandırılmıştır. blanche, yasalarla başı derde girdiğinden ablası ve kocasıyla yaşamak için yanlarına gider. orada ablasının kocası kaba, ilkel stanley kowalski (marlon brando) ile karşılaşır. iki farklı dünyanın yüzleşmesidir bu. blanche'ın tam aksidir stanley; ayrıca diğer erkekler gibi de değildir, ''düzdür''. kabalığı dışında özgünlüğü yoktur. naif ve nazik blanche'ı zorlayacak, rahatsız edecektir ilkel tavırlarıyla. sürekli bağıran, suratsız stanley kowalski, flörtöz, sihirli dünyasında yaşayan blanche'ın masumiyetinin kaybı olacaktır.


tennessee williams kadının yalnızlığını öyle güzel anlamış ve bize yansıtıyor ki, ''blanche'' gibi sihirli dünyasında yaşayan onlarca kadın kendini bulacaktır. neden gerçeklik sayılmasın ki, güzellikle dolu bu dünya? blanche'ın ve onun gibi kadınların sürdürdüğü, kabul ettiği ''onların, uyumsuzların'' gerçekliğidir işte. ta ki dış dünya yıkana kadar. kirli dünyadan sürekli kendini duşa girerek temizleyen, süslenen blanche, bastırılmış ki hala da bastırılan, anlaşılamamakla suçlanılan ama kulak verilmeyen kadınları temsil eder.

kırılgan kadın karakterimiz, ölen genç sevgilisi nedeniyle yas doludur. blanche film boyu melankolik, huzur bulmaya çalışan, alkol sorunları olan, cazibeli ama yalnız bir kadın olarak dikkatimizi çeker. sürekli giydiği beyaz elbiseleriyle masum kalma çabasına seyirci oluruz. bir de güzelliğe  o kadar aşıktır ki, güve misali ışıklardan kaçarak yaşar. yaşını söylemeyi sevmez. ''kadının cazibesinin yüzde ellisi ilüzyondur.'' der. kendine gerçeklikten uzakta, gerçeklik de demeyelim, insanların kısıtlı dünyasından apayrı, bambaşka sihirli bir dünya yaratmıştır. blanche cazibenin adı, güzelliğin tanrıçası, sigara isteyerek flört eden, yasemin kokulu venüs. beyaz elbiseleriyle saflığın sembolü!


alan, yasemin kokulu kadının ölen genç sevgilisi, filmin odak noktasıdır aslında. blanche, başka bir adamla alan'ı yatakta basınca genç sevgili kendini öldürür. blanche ise, bunun acısına dayanamayıp sürekli masum kalma uğraşında, yaşını gizleyerek ölen genç sevgilisine yakın hissetmek istemektedir içten içe. dönemin tutuculuğundan olsa gerek, filmde alan'ın eşcinsel olduğuna dair bir sahne geçmez.

baby doll

baby doll  da yine başarılı yönetmen elia kazan sayesinde sinemaya aktarılmıştır. carroll baker bakire-lolitamsı, çok genç yaşta babasının ölümü nedeniyle çaresiz kalıp evlenen ve kocasıyla iki yıl cinsel ilişki yaşamama anlaşması yapmış, kendi beşiğinde uyuyan baby doll'u canlandırıyor. baby doll masum, temizlik takıntılı, porselen misali her an kırılacakmış gibi duran, hala saflığını koruyan bir genç kızdır; kocası archie lee (karl malden) ise, işiyle başı dertte olan ve ilk olarak baby doll'un yattığı odaya delik açarak röntgencilik yapması ile gördüğümüz karakter. başka bir iş adamının hasadını kundaklamasıyla işler karışır. pamukçuluk yapan archie lee ve hasadı yakılan silva vacarro (ellie wallach) arasında geçen gerilim arasında arada kalan  -silva'nın deyimiyle- ''pamuk kadar hassas ve yumuşak'' genç kadının hikayesini izleriz.


blanche gibi baby doll da williams'ın güneyli hassas kadın karakteridir. aralarında fark arayacak olursak baby doll daha da masumdur - on sekizine bile yeni basacak! ayrıca blanche'ın özgüveni de onda yok. ancak, on sekiz yaşına basması ve silva'dan etkilenmesi ile olgunlaşacaktır. williams oyuncak bebeğin kadınlığa ulaşma adımlarıyla yüzleştiriyor bizleri. hikayenin sonlarına doğru baby doll, porselenlikten kurtulacak ete kemiğe bürünecektir.

the fugitive kind

sidney lumet tarafından yönetilen, büyüleyici aktörlere sahip 1960 yapımı bir film. anna magnani (lady torrance) ve marlon brando (snakeskin) gibi eşsiz kişilerin rol aldığı filmde, lady torrance'ın, yani felçli huysuz kocasının buyruğu altında durmadan itilip kakılan, faşistler tarafından babasının şarap bahçesi yakılan ve yeni bir bahçe hayaliyle yanıp tutuşan bir kadının trajedisini izliyoruz. snakeskin, etkileyiciliğini kullanarak para kazanmayı bırakıp hayatına çeki düzen vermek için lady'nin evinde işe başlar. ikisi arasında tutkulu, özel duygular yaşanacaktır. orta yaşlı lady'nin bıkkınlığı, umutsuzluğu xavier namı değer snakeskin ile karşılaşıncaya kadardır. bir anda yeni umutlar, belkiler doğurur. izlenmesi gereken dokunaklı, insanın içinde kendini kaybedip 60'ların buhranlarına girdiği filmlerden biri.


ayrıca, filmde snakeskin'e zaafı olan -aşk diyemeyiz- asi kız carol cutrere rolünde baştan çıkarıcı güzelliğiyle joanne woodward yer alıyor. devamlı snakeskin'i baştan çıkarmakla uğraşır, onu ''damızlık'' olarak görür, snakeskin'e sorarsak.


the rose tattoo

williams bu sefer daniel mann ile işbirliği yapar, the rose tattoo filmi için. serafina delle rose karakterine, anna magnani hayat verir. the fugitive kind'daki lady gibi hüzünlüdür serafina da. deli gibi aşık olduğu, hayranlıkla baktığı kocasının ölümü üzerine kendini toparlayamaz. tüm acısını, kızından çıkarır bir nevi. elbisesine karışır, mezuniyetine karışır. zindan olan hayatını kızına da zindan eden, fazlasıyla otoriter bir anne görürüz. bu izlediğimiz kadın, williams'ın annesi olabilir mi acaba? çalışkan, elbiseler dikerek para kazanan düzenini oturtmuş bir kadın. sorumluluk sahibi ve oldukça dindar.


göğsünde gül dövmesi olan kocasına adeta tapan serafina, kocasını kendine sadık sanmaktadır. ama ölümünden sonra öğrendikleriyle yıkılır. kocasının başka bir kadınla ilişkisi olduğunu mahallede bilmeyen kalmamış meğer! zavallı serafina, tutunduğu tek dal olan kocasını kaybetmekle kalmaz, bir de masum sandığı o yakışıklı adamın ihanetine uğrar.

ancak, serafina'nın imdadına alvaro mangiacavallo (burt lanchester) yetişecektir. bu sıcakkanlı adam, soğuk serafina'yı "tekrar" tamamlayacaktır. ölen kocası gibi, muz kamyonu taşıyan alvaro'nun vücuduna ışık vurur vurmaz, ''palyaço suratında kocamın bedeni'' der serafina. gül sevgili, alvaro ile yeniden can bulacaktır.



Ad

!f 2017,7,!f 2018,14,akademi ödülleri,1,analiz,20,anthony hopkins,1,belgesel,2,berkay kılıç,8,burak aras,4,christian bale,1,david lynch,1,doğa bekiroğlu,52,duyuru,2,elbi pekcan,3,ethan hawke,1,fanzin,11,festival,6,filmekimi 2016,3,filmekimi 2017,7,filmekimi 2018,15,golden globe,1,guillermo del toro,1,haber,83,ilginç,6,inceleme,147,irem turhan,9,istanbul film festivali,1,javier bardem,1,jennifer lawrence,1,jodie foster,1,kevin spacey,1,kısa film,4,kuzuların sessizliği,1,mark wahlberg,1,mother!,1,murder on the orient express,1,naz ekmekçi,81,nisan altın,56,noviseçki,15,oscar,2,ödül,13,quentin tarantino,1,röportaj,1,seda bayram,19,sundance,2,the shape of water,1,the silence of the lambs,1,video,2,walter lassally,1,yeşilçam,1,zorba the greek,1,
ltr
item
novicinema - bağımsız sinema platformu: anlaşılamayan (!) kadını anlayan yazar: tennessee williams
anlaşılamayan (!) kadını anlayan yazar: tennessee williams
https://3.bp.blogspot.com/-yc6OW67uEXY/WShbl8oDTgI/AAAAAAAAByg/LScORhcNMz07_VePAJY3K-wegtYCI6ThQCLcB/s320/tennessee-williams.jpg
https://3.bp.blogspot.com/-yc6OW67uEXY/WShbl8oDTgI/AAAAAAAAByg/LScORhcNMz07_VePAJY3K-wegtYCI6ThQCLcB/s72-c/tennessee-williams.jpg
novicinema - bağımsız sinema platformu
http://www.novicinema.com/2017/05/anlaslamayan-kadnanlayanyazar.html
http://www.novicinema.com/
http://www.novicinema.com/
http://www.novicinema.com/2017/05/anlaslamayan-kadnanlayanyazar.html
true
3808060751201340864
UTF-8
tüm gönderiler yüklendi üzgünüz başka yazı bulunamadı. HEPSİ tamamını oku Reply Cancel reply sil yazan: anasayfa SAYFALAR YAZILAR hepsini göster İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR tüm yazılar ARŞİV ARA TÜM YAZILAR eşleşen sonuç bulunamadı. > anasayfa pazar pazartesi salı çarşamba perşembe cuma cumartesi pazar pzrtesi salı çarş perş cuma cmrtesi ocak şubat mart nisan mayıs haziran temmuz ağustos eylül ekim kasım aralık ocak şubat mart nisan mayıs mayıs haz ağust eylül ekim kasım aralık şimdi 1 dakika önce $$1$$ minutes ago 1 saat önce $$1$$ hours ago dün $$1$$ days ago $$1$$ weeks ago haftalar önce takipçiler takip et THIS CONTENT IS PREMIUM Please share to unlock Copy All Code Select All Code All codes were copied to your clipboard Can not copy the codes / texts, please press [CTRL]+[C] (or CMD+C with Mac) to copy